ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Memleketim... Memleketim...

Türkiyemiz gibisi yok: Başbakan Erdoğan'la gittiğimiz Pakistan ve İran'da geçen 4 gün boyunca kalabalık heyetimizin birçok üyesinden sık sık bu cümleyi duyduk.
Haklıydılar. Çünkü iki ülke de "Polis devleti"ydi.
Muhammed Ali Cinnah 1947'de Pakistan'ı kurarken, Asya alt kıtası Müslümanları'nın huzur içinde yaşayacakları bir ülke düşlemişti. Huzurun yolunun da herkesin inancını dilediği gibi yaşamasından ama toplumun ortak akılda ve ılımlı bir çizgide buluşmasından geçtiğini söylüyordu. Bunun da ancak "Laiklik" ilkesinin yerleştirilmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyordu.
Ama olmadı. İki nedenden ötürü: 1- Farklı etnik kökenlerden oluşan Pakistan devleti, bir ulusal kimlik oluşturamadı. 2- "Laiklik" ilkesine tutunamadı. Özellikle 1970'lerde darbeyle işbaşına gelen General Ziya Ül-Hak'ın ülkeyi hızla İslamlaştırma, şeriat düzenine geçirme politikaları sonucu, din Pakistan kimliğinin belirleyici unsuru haline geldi. Öyle olunca da direnci zaten iyice zayıflamış olan ülkenin pencereleri her türlü aşırılık rüzgârlarına ardına kadar açıldı. Buna bir de devletin milli eğitimi denetlemekten vazgeçmesini, bunun sonucu binlerce, onbinlerce medresenin türemesini ekleyin.
Bugün Pakistan fanatizmin kol gezdiği, neredeyse hemen her gün fanatizm adına intihar saldırılarının düzenlendiği, büyük kentlerde Bağdat'a bile rahmet okutan "Check point"lerin yaşamı işkenceye çevirdiği, her köşede elleri tetikte polislerin mevzilendiği, halkın evlerinden çıkamaz duruma geldiği, geleceği belirsiz bir ülke.

Her şeyin başı özgürlük
İran bu coğrafyada reform isteyen kitlelerin gerçekleştirdiği devrimle anayasal düzene geçmiş ilk ülkeydi. 1906'da.
İran aynı zamanda bu coğrafyada modernizasyon sürecine giren ilk ülkelerden biriydi. Nasrettin Şah döneminde. Ardından Rıza Şah Pehlevi merkezi ve güçlü bir yönetimle bu süreci hızlandırmıştı: Ağır sanayiler kurulmuş, iddialı altyapı hamlesi başlatılmış, ülkenin her tarafı demiryoluyla birbirine bağlanmış, milli eğitim sistemine geçilmiş, o güne kadar ulema sınıfının elindeki yargı yetkisi reformla sivilleştirilmiş, medeni hukuk kabul edilmiş, sağlık hizmetleri geliştirilmişti. Sasaniler döneminden beri "Pers" olan ülkenin adı da "İran" diye değiştirilmişti. Bir ayrıntı: Şah bir kararnameyle kadınların çarşafa bürünmelerini yasaklamış, erkeklere de batılı kıyafet zorunluluğu getirmişti.
Oğlu Muhammed Rıza Pehlevi bu süreci daha da pekiştirmişti: Artmaya başlayan petrol gelirleri sayesinde İran başdöndürücü bir zenginleşme ve modernizasyon dönemine girmişti. Ama bir eksik vardı: Özgürlük.
Modernleşme sürecinin kaçınılmaz sonucu olarak köklerinden kopup kentlere yığılan kitleler tüm özgürlükleri gasp eden bir yönetimin baskısı altında nefes alamaz duruma gelmişlerdi. İslam devrimi bu baskıların ve özgürlük açığının sonucu patlak verdi. Yeni rejim İran'a hem demokrasi vaat etti, hem de özgürlük. Ama...
Devrimin üstünden 30 yıl geçti. İran halkı bugün en az Şah dönemindeki kadar özgürlükten yoksun. Polis, devrim muhafızları, milis güçleri her sokağın her parke taşını bile kontrol altında tutuyorlar. Ve kamusal alandan çekilen İranlılar, evlerinde asgari özgürlük ortamını sağlamaya çalışıyorlar.
Pakistan ve İran gezimizden çıkardığımız dersler: 1- Farklı etnik kökenlerden bir ulus yaratmayan ya da en azından onları ortak bir paydada buluşturamayan projeler başarısızlığa mahkûm. Pakistan'da olduğu gibi. 2- Halk desteğine dayanmayan tepeden inme modernite girişimleri bir noktadan sonra geri tepiyor. Ama geriye dönüşü kalıcılaştırmak için en az yıkılan rejim kadar baskıcı yönetimlerin işbaşına gelmesi de kaçınılmaz oluyor. İran'da görüldüğü gibi.
Tüm bu sapmaların tek ilacı var: Demokrasiyle taçlandırılmış cumhuriyet. Ama tüm kurumlarının seçimle işbaşına geldiği, tek karar vericinin halkın özgür iradesi olduğu demokratik cumhuriyet.
Yaşasın demokrasi... Yaşasın cumhuriyet... Yaşasın demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN