Bizim Astana'ya gelişimizden bir gün önce Kazakistan'ın ekonomik merkezi Almatı'da önemli bir anlaşma imzalandı: Rusya, Kazakistan ve Belarus, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren gümrük birliğine geçmeyi, ondan iki yıl sonra da "Ortak Ekonomik Topluluk" kurmayı kararlaştırdılar.
Dağılan Sovyetler Birliği coğrafyasının yüzde 80'ini temsil eden üç ülkenin kuracağı "Ortak Ekonomik Topluluk", günümüzdeki Avrupa Birliği'nin çekirdeğini oluşturan "Avrupa Ekonomik Topluluğu"nun (AET) bir benzeri olacak.
Kırgızistan, Tacikistan gibi bölgenin diğer ülkelerine de açık olan "Ortak Ekonomik Alan" projesi de Avrupa'daki benzeri gibi birgün Avrasya Birliği'ne, yani siyasal entegrasyona kadar gidebilir mi? "Zaman gösterecek" demekle yetiniyorlar görüştüğümüz Kazaklar.
Aklımıza takıldı; peki AB'nin buralara bakışı nasıl? Araştırdık ve şu sonuca ulaştık:
Türkiye'de sokaktaki insanın gözünde Çinliler, Japonlar, Koreliler arasında pek fark yoktur. "Hepsi çekikgözlü" der, geçer. Hepsini ya Çinli kabul eder ya Japon...
Avrupalılar da uzun süre bölgeye öyle baktılar: "Hepsi Orta Asyalı..."
Kazakistan ile Türkmenistan, Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki coğrafi, tarihi, sosyolojik ve ekonomik derin farklılıkları kavrayamadılar.
Öyle olunca da tüm bölge için tek bir vizyon, tek bir politika geliştirdiler.
Ayrıca çok uzun süre buralar Avrupa'nın ilgi alanı dışında kaldı: "Uzak, yoksul ve önemsiz bir bölge" diye geçiştirdiler.

Türkiye'siz mümkün değil
Ancak Avrupalılar Milenyum'la birlikte uyandılar, daha doğrusu uyanmak zorunda kaldılar. Bunda iki olayın çok önemli rolü oldu: 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan'ın Batı'nın güvenliğinde merkez konuma gelivermesi. Ve bir de Avrasya'nın enerji kaynaklarının göz kamaştırıcı büyüklükte olduğunun anlaşılması.
Enerjide Rusya'ya bağımlılıktan kurtulmaya, bunun için de alternatifler bulmaya çalışan Avrupa için Avrasya birdenbire stratejik önem kazanıverdi.
İlk olarak Almanya'nın dönem başkanlığında, yani 2007'nin ilk yarısında AB, Avrasya için ciddi ve uzun vadeli işbirliği planları hazırlamaya koyuldu. Bu çalışmalardan 21-22 Haziran 2007 tarihlerinde yapılan AB Konseyi (Liderler Zirvesi) toplantısında heyecanla kabul edilen bir belge doğdu. Adı: "AB ve Orta Asya: Yeni bir ortaklık için strateji".
Aslında bu belge uzun süren bir ihmalin pişmanlığını yansıtıyordu. Çünkü AB uyanıncaya kadar diğer güçler çoktan bölgede önemli mevziler kazanmışlardı. Diğer güçler? Elbette öncelikle Rusya ve Çin. Ve bir ölçüde de ABD.
Rusya uzun bir ortak tarih ve siyasal birliğin avantajlarını iyi değerlendirmişti. Çin ekonomik silahını kaldıraç olarak kullanmıştı. Bu silahın ne denli etkili olduğunu anlamak için geçenlerde işletmeye açılan Kazakistan-Çin doğalgaz boru hattı projesine bakmak bile yeterli. ABD ise Afganistan operasyonunda bölge ülkelerinden "Lojistik üs" olarak aldığı desteği geniş kapsamlı bir işbirliğine dönüştürmeyi başarmıştı.
Bu üç güce Türkiye'yi de eklemek gerekiyor. Siyasal eşitliğe ve "Kazan-kazan" ilkesine dayalı politikalarıyla Orta Asya'da gerçekten iyi bir yer edindi.
AB şimdi Rusya, Çin ve ABD'ye karşı bölgede tutunabilmek için "Yumuşak Güç" konumunu pazarlamaya çalışıyor. Yani? Brüksel'e göre bölgede "Uzun vadeli siyasal istikrar" ın güvencesi Avrupa olabilir.
Ama bölge ülkelerini buna inandırabilmesi için AB'nin en azından bir köprü bulması gerekiyor. Zira Avrupa ile Orta Asya arasında coğrafi devamlılık yok. Bir başka deyişle, iki dünya birbirinden kopuk. İşte o köprü rolünü de sadece bir ülke üstlenebilir: Türkiye.
Hem coğrafi ve siyasal açılardan Avrupa'nın parçası olduğu için. Hem de tarihi, ekonomik ve stratejik açılardan da Orta Asya'nın bir parçasını oluşturduğu için. Ve nihayet bölgede güvenilir bir muhatap olarak görüldüğü için.
Özetle "Avrasya" bir coğrafi, tarihi ve stratejik bütünlük anlamına geliyorsa, bu, ifadesini en iyi Türkiye'de bulabilir: Avrasya'nın Avrupa'sı da var Türkiye'de, Asya'sı da.
Dönem Başkanı İsveç'in Dışişleri Bakanı Carl Bildt başta olmak üzere aklı başındaki Avrupa liderleri "AB yarın küresel bir oyuncu olacaksa, bu konuma, bu güce ancak Türkiye'yle birlikte ulaşabilir" derken, aslında bu gerçeği itiraf ediyorlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.