ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Zirve arefesinde

Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerine başladığı 2005 Ekim'inden bu yana ilk kez bir dönem başkanlığı hiçbir fasıl açılmadan sona eriyor. Bu da Belçika'ya nasip oldu.
Oysa AB dönem başkanlığını üstlenen her ülke gibi Belçika da katılım müzakerelerine iyiniyetle yaklaştı. (Ne demişler; "Cehenneme giden yol iyiniyet taşlarıyla döşelidir!") Hedefinin en az 2, hatta mümkün olursa 3 fasılı açmak olduğunu beyan etti. Sonunda sıfır çekti. Ya da bir son dakika sürprizi olmazsa, sıfır çekmek üzere.
Dönem başkanlığı yıl başında Macaristan'a geçecek. Göreceksiniz o da "En az 2 başlığı açmaya kararlıyız" gibi iyiniyetli açıklamalar yapacak. 6 ay geçecek, bir de bakacağız ki yine ya bir fasıl açılmış ya da hiç.
Macaristan yılın ikinci yarısında bayrağı Polonya'ya devredecek. Varşova'dan da benzer demeçler, güvenceler gelecek...
Ve Türkiye'nin AB macerası böyle sürüp gidecek. Ta ki AB ülkeleri gerçekten vizyon sahibi liderlere kavuşuncaya kadar. Ya da jeostratejik dengeleri alt-üst edecek bir olay patlak verinceye kadar.
Hoş, AB'nin yeni dönem başkanları gerçekten Türkiye'nin müzakerelerini ileriye götürmek için olanca güçleriyle asılsalar bile, pratik olarak pek fazla sonuç almaları mümkün değil. Neden? Cevap: Masadaki 22 fasıldan 19'u bloke edilmiş durumda:
8'i AB liderler zirvesinde alınan "Yaptırım" kararı yüzünden: "Rumlar'a limanlarını ve havaalanlarını açıncaya kadar 8 başlığın görüşmeleri dondurulacak..."
5'i Fransa yüzünden: "Tam üyeliğe giden yolu açacak başlıkları masaya getirtmem. Çünkü Türkiye ile imtiyazlı ortaklık ilişkisi istiyorum."
6'sı Rumlar yüzünden: "Madem Türkiye bize limanlarını açmıyor, NATO ile partnerliğimize engel oluyor, Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aramalarımızı frenliyor, biz de bu alanlarla ilgili başlıkları açtırmayız."
Yani, müzakere edilebilecek, daha doğrusu sadece açılabilecek topu topu 3 başlık var: "Sosyal politika ve istihdam", "Kamu alımları" ve "Rekabet politikası".
AB'nin yıl sonu liderler zirvesi 14 Aralık'ta işte böyle bir tablonun gölgesinde yapılacak.
Zirve öncesinde gelen haberler epey eğlenceli:
Yok efendim, Fransa ve Rum yönetimi Türkiye'nin bir kez daha cezalandırılmasını isteyeceklermiş. Gerekçe: Ankara limanları hâlâ açmadı, açmaya da niyeti yok.
Yok efendim, AB bir kaosun eşiğindeyken, Türkiye'nin statüsünü masaya getirmek abesle iştigal etmek olacakmış.
Yok efendim, Türkiye'ye karşı dikkatli ve makul olmak gerekiyormuş. Ne olur, ne olmazmış... Hepsi hikâye...
Gerçek şu: AB varoluş sorunu yaşıyor. "Euro bölgesi" çatırdıyor. Parasal birlik dağılırsa veya çökerse, peşinden AB'nin tümüyle çökmesi de kaçınılmaz.
"Euro bölgesi"nin geleceğini henüz yeni yeni Avrupa kıyılarını vurmaya başlayan ikinci kriz dalgasının ya da depreminin tahribatının boyutları belirleyecek: Yunanistan ve İrlanda'nın peşine Portekiz ama özellikle de AB ekonomisinin yüzde 11'ini oluşturan İspanya takılırsa, seyredin siz gümbürtüyü.
Hele hele deprem İspanya'nın ardından Belçika'nın, İtalya'nın, İngiltere'nin fay hatlarına doğru ilerlerse, kıyametin kopmaması mümkün değil.
Bitmedi; Fransa'nın temellerinden bile hiç de hayra alamet olmayan mesajlar geliyor.
Ve en kötüsü; AB'nin en sağlam ekonomisi olan Almanya bile hafiften hafiften sendeliyor: Onun da piyasadan borçlanma faizi yükselmeye başladı.
Özetlersek; ne can derdine düşmüş olan AB yeni genişleme dalgasını düşünecek durumda; ne de Türkiye böyle bir AB'ye girmeye hevesli. O nedenle de fasılların açılmasının veya açılmamasının zerrece ama zerrece anlamı yok. Takmayın AB'ye kafanızı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.