ÜLKÜ TAMER

Cevat Çapan'dan "Ara Sıcak"

Antep'te ilkokulu bitirdikten sonra kendimi İstanbul'da, Rumelihisarı sırtlarında buluvermiştim. Toprağından uzakta 12 yaşında yatılı bir öğrenci olmanın çaresizliğini, hüznünü, umutsuzluğunu çeşitli yollarla yoketmeye çalışıyordum.
Bir gece yatakhane arkadaşları kısacık bir oyun hazırladık, sahneye çıkıp oynadık. Belki ikinci haftamızdı okulda. Oyundan sonra bir "ağabey" yanıma geldi, sevecenlikle karışık övgü sözleri söyledi. Daha sonra da beni hep destekledi, korudu, yüreklendirdi. Arada ince ince takıldı, dalgasını geçti. Okul yaşamım boyunca, ortaokul sıralarında ağabeyim, lisede arkadaşım oldu.
Cevat Çapan'dı bu. O yıllarda da ilgileniyordu edebiyatla. Varlık dergisinde şiirleri bile yayımlanıyordu. Ama bana sorsalar, ileride herhalde tiyatro oyunculuğunu seçeceğini söylerdim. Okulun en gözde oyuncularından biriydi. Sık sık sahneye çıkar, üstlendiği her rolün altından da başarıyla kalkardı.

***

Cevat, çevirmen olarak belirdi önce. Nice güzel çevirilerin altında imzasını gördük. Şiir de yayımlıyordu. Ama çevirmen diye nitelendirilmişti bir kere; şiirleri gerektiği gibi önemsenmedi, değerlendirilmedi. "Çeviri yapan bir şair" olarak değil, "şiir yazan bir çevirmen" olarak düşünüldü.
Neyse, kitaplarının sayısı çoğaldı da, bu önyargı önemli ölçüde silindi. Elbette, yazdığı şiirler de kendilerini "dosta düşmana" kabul ettirecek nitelikte, düzeydeydi.
Cevat'ı her zaman önce şair olarak gördüm ben. Şiirlerini büyük tadlar alarak okudum.
En sevdiğim şairleri saymamı isteseler, aklıma ilk gelen adlardan biri Cevat olur. Toplu şiirlerini içeren Bana Düşlerini Anlat vazgeçilmez başucu kitaplarımdan biri. Canım ne zaman şiir okumak istese elimi uzattığım bir yapıt.
Yeni kitabını ne zamandır bekliyordum. Sonunda Ara Sıcak (Yapı Kredi Yayınları) yayımlandı; daha önceki kitapları gibi, içimi ısıttı. Şiirlerin hepsini sevdim, tekrar tekrar okudum.

***

Köşemde şiir yayımlamıyorum. Ama bu hafta bir parantez açıp kitaptan bir şiir aktaracağım:

DURGUN DENİZİN KIYISINDA

Sonunda buldum o taşı;
yassı, beyaz bir çakıl taşıydı
durgun denize fırlatıp
sektirmek istediğim.
Hafifçe yana eğilip
kolumu geriye çekerken
Ljubljana-Trieste otobüsünde
uyuklayan TIR şoförü ağabeyim
canlandı gözümde.
Sonra on yıllardır bekleyen
uzatmalı nişanlısı.
Susup susup kim bilir
neler konuşmuşlardı
son geldiğinde?
Taş sekerek giderken
durgun suyun üzerinde
saymayı unutmuştum bile.
O yaz hep deniz kıyısına indim akşamları.
Yassı beyaz çakıl taşlarına
denizkızları çizdim
kapkara bir kömürle.

***

Cevat'ın yazdıklarını, şiirimizin "altın çağı" olarak düşündüğüm 1950'lerin bir uzantısı olarak görüyorum. Necatigil'lerin, Cumalı'ların, Aksal'ların şiirinin uzantısı olarak. O sesin geliştirilmişi, günümüze getirilmişi olarak. Alçakgönüllü, yalın, içten.
Kişisel serüvenini, özel serüvenini anlatan bir şair Cevat. Bu tür şairlerin yapıtlarında beliren imgeler, göndermeler de kişiseldir, özeldir. Çoğu imgeler, göndermeler okura ulaşmaz; şiir ile şairi arasında bir giz olarak kalır. Okur onları dilediği yere çeker, dilediği gibi yorumlar.
Cevat'ın şiirinde ise imgeler, göndermeler okura doğrudan ulaşıyor. Yazdıklarında hiç bulut yok. İçinde varolduğu Akdeniz kadar duru.
Neredeyse ortak bir dille yaratılan gürültülü, kişiliksiz şiirlerden bunaldıysanız, Ara Sıcak'ın ılık gölgesine sığınabilirsiniz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN