ÖMER TAŞPINAR ÖMER TAŞPINAR

Türkiye Batı'da nasıl algılanıyor?

Türkiye'nin yaşadığı baş döndürücü siyasi gelişmeler dışarıda nasıl algılanıyor? Bu soruya verilecek en doğru cevap şu: Kafalar son derece karışık. Bir tarafta Türkiye'deki siyasi gelişmeleri "İslam" ve "laiklik" arasında amansız bir mücadele olarak değerlendirenler var. Hatalı bir mantık üzerinden fikir yürüten bu sayısı kabarık cenah "İslam kazanıyor" veya "laiklik direniyor" gibi basite kaçan ve yanlış değerlendirmeler yapıyor. Diğer grupta ise daha derine inebilen ama sayıları oldukça sınırlı Batılı bazı yorumcular var. Bu ikinci gruptakiler, Türkiye'de yaşanan gerilimin aslında İslam ve laiklik arasında değil popülist bir iktidar ile anti- demokratik bir rejim arasında olduğunu tespit etmekte zorlanmıyor.
Türkiye'deki siyasi dinamikleri nispeten daha doğru değerlendiren bu ikinci kesim sadece siyasete değil aynı zamanda ekonomiye ve topluma bakıyor. Bu Batılı gözlemciler, son 25 yıldır gittikçe kapitalistleşen ve küreselleşen Türkiye'de yeni ve muhafazakâr bir orta sınıfın yükselişine tanık oluyorlar.
Sonuç olarak olaylara "ilerici-gerici" veya "Batıcı-İslamcı" gibi dar bir pencereden bakanlarla, daha objektif ve geniş bir çerçeve içinde, kapitalizm, şehirleşme, gelir dağılımı bozukluğu, asker-sivil ilişkileri, demokratikleşme ve Anadolu sermayesinin yükselişi gibi olgulara dayanarak analiz yapanlar arasında ciddi bir bölünme söz konusu.
Peki bu iki farklı kesimin hemfikir olduğu bazı noktalar var mı? Tabii ki var. Her iki kesim de artık eski Türkiye'nin yerinde yeni bir Türkiye olduğunu kabul ediyor. Yeni Türkiye daha güçlü, daha dinamik, sesi daha yüksek çıkan bir ülke. Her iki taraf da kabul ediyor ki, bu yeni Türkiye artık sadece Batı'ya bakmakla yetinmiyor. Yüzü aynı zamanda Ortadoğu'ya ve Rusya'ya da çevrik durumda. Bu yeni Türkiye halen AB'ye girmeye çalışıyor. Ama artık Avrupa'ya muhtaç değil. Sonsuza kadar bekleme niyetinde değil Ankara. Kendine daha çok güvenen bir ülke bu yeni Türkiye.

Ciddi kimlik sorunları var

Bunlar olumlu noktalar. Ama aynı zamanda olumsuz bazı ortak gözlemler de var Batı'da. Bunları gözden kaçırırsak fazla iyimser bir tablo yaratmış oluruz. Olumsuz noktaların en önemlisi, yeni Türkiye'nin ciddi kimlik sorunları oluşu. Siyaseten çok kutuplaşmış bir ülke yeni Türkiye. Asker-sivil ilişkileri henüz Batı'da olduğu gibi rayına oturmamış. Azalmış gibi gözükse de hâlâ "Darbe olur mu?" "İktidar partisi kapatılır mı?" gibi sorular sorulan bir ülke Türkiye. Bütünüyle özgür, demokratik, liberal bir ülke değil. Basına akıl almaz rakamlarda siyasi boyutu olan vergi cezaları getirilen bir ülke Türkiye. Yolsuzluklar halen diz boyu sürüyor. Yargı tam olarak bağımsız değil.
Bunlar siyasi sorunlar. Peki ya sosyal ve ekonomik sorunlar? Bu alanda da manzara pek parlak değil. Daha zengin olmasına rağmen aynı zamanda gelir dağılımı halen son derece bozuk bir ülke Türkiye. İşsizlik çok yüksek. Ülkenin batısı ve doğusu arasında ekonomik farklılıklar halen çok önemli.
Bütün bunlar bir yana, "Türkiye'nin en önemli sorunu nedir" diye soracak olursanız, Türkiye'ye Batı'dan bakan gözlemcilerin en şikâyetçi oldukları nokta aynı: Ülkede sağlam bir muhalefet partisi yok. Seçim üzerine seçim kaybeden CHP'nin başında hâlâ aynı basiretsiz liderin olması Batı dünyasını hayrete düşürüyor. İşte bütün bu nedenlerle yeni Türkiye tozpembe bir ülke değil Batı'nın gözünde. Sonuç olarak Batı'daki kafa karışıklığı yeni Türkiye'nin kendi tezatlarının bir ürünü.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.