TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Testere-4, Türk medyasında..

Testere filmi, Türkiye dahil bütün dünyada iyi iş yapınca arkasından, ikincisi, üçüncüsü geldi.. Dördüncü Testere şimdi Türk medyasında oynanıyor. Bu defa film değil, gerçek..
Önce bir delikanlı, filmlere konu olacak bir Testere cinayeti işledi. Sonra medyamızda bazı kalemler, bu testereyi bahane ederek birbirlerini doğramaya başladılar.
İtiraf edelim, olayı en iyi izleyen, ısrarla gündemde tutan, hatta sonunda başbakanın bile konuya ilgisini çekip, "100 gündür neden mesafe aldıramadık" dedirten, HaberTurk gazetesi oldu. Çıktığı günden beri reklamlarında "Farklı gazete" sloganın kullanan HaberTurk gerçekten fark yarattı.
Okur, siyaset, Ergenekon, bir kaşık suda koparılan fırtına haberlerinden bıkmış, "O dedi, bu dedi" manşetlerinden kusmuş, "Bunlar bir gün sussa bu gazeteler acaba nasıl çıkar" diye meraka düşmüşken, HaberTurk kamuoyunun fevkalade ilgisini çekecek bir olaya yüklendi ve ayrıldı.
HaberTurk'un son hamlesi, cinayet aleti testerenin kanlı fotoğrafını yayınlamak olunca tartışma başladı.
Ayni resme ulaşan Akşam, basmamayı tercih etmişti. HaberTurk, Genel Yayın Müdürü Fatih Altaylı imzalı bir yazı ile "Niçin bastığını" da açıkladı.
İki ayrı kutup olunca tartışma da doğaldı. İtirazım yok..
Ama sevgili kardeşim Mehveş'e (Evin) hem de fena halde itirazım var. Akşam'daki "İşte o testere, İşte o gazete" başlıklı yazısı, daha başlığından itibaren bir karşı görüş, bir eleştiri değil, bir saldırı, hem de olayı iyi izleyen HaberTurk'un yaptığı primin kıskançlığını da içeren bir saldırı.. Hadi onu da geçtim.. Olur böyle vakalar.. Zaman zaman hepimiz ipin ucunu kaçırıyor, Hakkı Ağabeyin, (Devrim) son zamanlarda yeniden gündemimize soktuğu deyimle "Yazma şehveti" içinde amacı aşabiliyoruz.
Ama Mehveş'in ettiği bir laf var, yenilir, yutulur değil..
"Basın etiği bilirkişilerinin, gazetecilik dersleri verenlerin, sırf 'HT'ye transfer şansım olabilir' diye yakışıksız yayını görmezden gelmeye devam etmeleri.."
İşte bu çok ayıp, çok çirkin, çok yakışıksız ve de en önemlisi çok ama çok yanlış bir itham..
Sevgili Mehveş'e kim öğretmişse yanlış öğretmiş..
Patronlar, büyük yazarları, eşek yükü ile para verip, kendilerine yalakalık etsinler diye transfer etmezler.. Büyük yazarlar, gazete sattırmak için transfer edilir.. Onlar okurun fikrine sahip çıkmasa da kalemine saygı duyduğu özgür fikirli adamlardır bunlar. Kıymetlidir.
Kalemlerini, kendilerinin ve de patronlarının menfaatleri uğruna kullananlar büyük yazar olmaz, okunmazlar da zaten.. Uşak kalemler vardır. Ama onlar büyük yazar değil, sıradan ucuz adamlardır. Kullanılmalarına izin veren ucuz adamlar.. Her yerde bulunurlar.
HaberTurk özelinde.. Fatih Altaylı, bugünkü patronu Turgay Ciner'i en yoğun ve en ağır eleştiren adamdı, Hürriyet'te.. Ciner onu aldı, Sabah'a Genel Yayın Müdürü yaptı. Şaşırmadım..
Fatih, merdivenin en alt basamağında Cumhuriyet Spor'a yeni yeni imza atarken, beni en ağır eleştirenlerin başında geliyordu. Onu alıp, yeni çıkardığım Gelişim Spor'un başına getirdim. Beni yerden yere vuruyordu, ama iyi vuruyordu delikanlı.. Belli, iyi gazeteci olacaktı.
Ciner, HaberTurk'u kurarken de, kolları Fatih'le sıvadı..
Yani Sevgili Mehveş, HaberTurk'e, yani Ciner ve Altaylı'nın gazetesine transfer olmanın yolu, o gazeteyi yönetenlere hoş görünmekten değil, iyi gazeteci olmaktan geçer.. En iyi bilenlerdenim.
Şimdi Sevgili Mehveş'e benim bir sorum var..
Gazetecilik ahlakı içinde, bir kanlı testerenin resmini yayınlamak mı daha ayıptır, yoksa, koma halinde sedye ile taşınan bir yaralı genç kızın, yarı çıplak resmini basmak mı?.
Siirtli N.E.'nin yüzünü mozayıklayan medyamız, nedense göğüs dekoltesini aynen bırakmıştı. Ve bunu hep yapıyorlar. Sedyede baygın, yarı çıplak bir kadın.. Daha önce de yazdım "Sizin bacınız, eşiniz, kardeşiniz olsa yayınlar mıydınız" diye sorarak..
Bir tek Akşam, N.E.'nin yüzüyle beraber dekoltesini de mozayıklamıştı ertesi gün.
Daha acısı.. Televizyonda izledim.. Kız sedyede taşınırken, boynuna dek, yeşil örtü kapalıydı.. Belli o resmi gazetelere hangi ajans servis etmişse, onun muhabiri, sedyeyi taşıyanların eline birkaç kuruş sıkıştırıp, örtüyü hafiften sıyırtmış.. Bunun yapıldığını biliyorum. "Utanmıyor musun" dediğim kaç foto muhabiri "Öyle istiyor, şeflerim Hıncal Ağbi, ne yapalım ekmek parası" diye itiraf etti..
Şimdi Siirt'teki o hastanenin baş hekimi soruşturma açtırmalı ve o fotoğrafın nasıl ve kimlerin yardımı ile çekildiğini belirleyip suçluları kovmalı..,
O kız namus cinayeti kurbanı.. Ve hastaneye emanet edilen namusa bakar mısınız?.
Sevgili Mehveş, hemen her gazetede çıkan bu resim seni, hem de bir kadın olarak seni rahatsız etmiyor da, testereye niye takılıyorsun, söyler misin?..
BİZE ULAŞIN