HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Pazar Sabah'ı okuma keyfi..

Yani, yürekten kutlarım Elçin Yahşi ve arkadaşlarını.. Her hafta birbirinden güzel Pazar ilaveleri veriyorlar.. Bu hafta nasıl bir bahçe keyfi yaşattılar bana..
Bir yandan okudum, bir yandan hayallere daldım..
Ece Koçal "30 Yılın Türküsünü söyleyecekler" diye Yeni Türkü'yü yazmış.. Oysa 30'dan eski.. Yeni Türkü değildi o sırada adları.. Fen Lisesi'ydi.. Ankara Fen Lisesi Milliyet'in bu ülkeye sayısız müzisyen kazandıran "Liselerarası Müzik Yarışması"nı kasıp kavurmuştu.. Bu yarışmayı yaratan kuzen Doğan Şener'i sevgi, Necdet Ağabey'i (Günkut) rahmetle analım.. Derya Köroğlu ve Selim Atakan, gurubun genç müzik dehaları, harika çocuklarıydılar. Bugünün ünlü estetik diş cerrahı Gazanfer Gür (O zaman lakabı Gazoz'du bilir misiniz) ve dünya tatlısı Ayşe de solistleri..
Bir gün bizim eve davet etmiştim.. Holly bayılmıştı çocuklara..
Bodrum Sandaletleri (Yaprak Şahinbaş) de geçmişe taşıdı beni.. Erol Beyin (Simavi) konuğu olarak gitmiştik, Bodrum'a, Holly ile.. Erol Bey eve birini çağırdı bir gece.. Ayaklarımızı bastık kartona.. Çizdi etrafını usta.. Gitti.. İki gün sonra, değişik derili üç espadrille geldi.. İbrahim Usta mıydı adı.. Ah hafıza ah..
O yıl Amerika'ya gittik.. Holly, Reno'da Sears'de ( O zaman Amerika'nın en büyük, hemen her kentte dükkanı olan büyük mağazası) alış veriş yapıyor.. Ben de kenarda bir sandalye var, orda oturuyorum.. Bir adam önümde bir aşağı, bir yukarı dolanıyor.. O sıralar eşcinsellik popüler olmaya başlamış.. Heriften huylanmaya başladım ki, yanımda durdu.. Espadrilleri gösterdi..
"Ayakkabılarınız Amerikan malı değil, değil mi" dedi..
"Hayır" dedim..
"Belli" dedi.. "Nerden?.."
"Türkiye'den" dedim..
"Ben Sears'in Genel Müdürüyüm.. Bu ayakkabıları Sears'de satmak isterim.. Bana deneme için 6 bin çift yollar mısınız?.."
Gözümde dolarlar dolaşmaya başladı.. Sears'de Bodrum Espadrilleri.. Binlerce satacağız.. Dolar milyoneri olacağız..
Türkiye'ye dönüşü iple çektim.. Döner dönmez de İbrahim Usta'yı aradım..
"6 bin deneme için, ama kesin tutacak.. Yılda 100 bin çift falan satarız" dedim..
İbrahim Usta güldü..
"Dalga mı geçiyorsun Hıncal Bey, bütün Bodrum bana çalışsa bir yılda yapamayız 6 bin çifti.."
Dolar milyoneri olma hevesimiz kursağımızda, Bodrum espadrilleri ayağımızda kaldı. Yıllarca giydim, eskidi, parçalandılar. Yenisini yaptıramadım.. Bodrum artık espadril değil, sandalet yapıyor.. Onu da ben sevmiyorum..
Refik Erduran, bir Amerika uçağında zenci yolcuya karşı yapılan muameleyi yazmış. Yanındaki beyaz rahatsız olunca, hostes zenciyi almış, birinci sınıfa götürmüş.. İyi mi?..
New York'tan Pan Am'la İstanbul'a dönüyorum.. Uçağın kapısından girdim.. Orta sıralarda bir zenci kadın anında dikkatimi çekti.. Yani insan bu kadar mı güzel olur?.. Yanı da boş.. "Uçak kalkınca hostesin eline 20 dolar tutuştururum. Oraya oturursam yol kısalır" dedim, içimden.. Hostes biletime baktı ve beni götürüp o müthiş güzelin yanına oturtmaz mı?.. Kısmete bak..
Oturur oturmaz da yıkıldım..
Yani bir koku ki, olmaz böyle şey.. Hani bazı insanların baş belası vücut kokuları vardır ve tedavisi de yoktur, onlardan biri.. Örtbas etmek için de tüm bir şişe Shalimar dökmüş üzerine ama ne çare..
Yüzüm ne hal almış ki, hostes anladı durumu.. Kulağıma eğildi.. "Uçak kalkınca sizi burdan alırım merak etmeyin" dedi.. Aldı da.. O gün bu gün Shalimar'dan da nefret ederim..
Şirin Sever'in Tugay'la yaptığı söyleşi enfesti, ama eksikti. Ben olsam Ekin'le konuşurdum. Beckham'ı yaratan nasıl eşi Victoria ise, bana sorarsanız, Tugay'ın arkasında durup lambayı tutan da Ekin.. Tugay işareti de vermiş "Başarı sırrım, eşimle birbirimizi çok iyi tamamladık" diyerek..
Michael Phelps yazısı müthiş.. Olimpiyatlarda sekiz altın ile efsane adam olmuştu.. 14'ü altın toplam 16 Olimpiyat Madalyası, 33 Dünya rekoru sahibi Phelps'i bir esrar partisinde çekilen resimleri bitirdi. Amerika Yüzme Federasyonu "Gençlere kötü örnek olduğu için" Phelps'e 3 ay ceza verdi. Sponsoru, her yıl milyonlarca dolar ödeyen Kellog anında sözleşmeyi iptal etti. Phelps sporu bırakmanın eşiğine geldi..
Gençlere kötü örnek olmak..
Bu lafın altını çizerseniz, Daum'u bir kurtarıcı gibi bu ülkeye getirenlere ve bir kokainciye hem de bu ülkenin en popüler takımında çalışma izni verenlere niye kızdığımı da anlarsınız..
Ve tabii finalde, lezzet ustası Ahmet Örs'ün o harika lezzetli yazısı,, Kruvasan'ın öyküsü.. Örs, Osmanlı'dan Viyana'ya kalan, oradan da Avusturya Prensesi Marie Antoinette tarafından Paris'e taşınan kahvaltı keyfini öyle bir anlatmış ki..
Öğleye doğru Ertekin'e uzandım, brunch için ki, sofrada harika kruvasanlar.. Ertekin sabah sabah yollara düşüp bulmuş, nerden aklına estiyse, bakar mısınız?..
Kruvasanı çayıma banarken, Ahmet'i (Kışlalı, Nur içinde yatsın) ve Yaşar'ı (Güngör, kulakları çınlasın) andım. Hayatımın ilk Paris gezisinde beni karşılamış, sabaha kadar kenti gezdirmişlerdi.. Folie Berger'den başlayarak.. Pigalle, Montmantre.. Sabaha karşı ünlü St. Denis sokağında bir kafeye çökmüştük..
Kruvasanı ilk orda tanımıştım.. Yorgunluk ve açlık son aşamada iken güneş doğarken çaya batırılan kruvasanın tadını gel de unut bakalım!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN