HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar

Abuzittincim,
15-20 yıl oluyor. THY ile bi yerden geliyorum. İstanbul'a inecez ama uçak İzmir'e de uğrayacak. Yarı yarıya boş uçuyorduk, İzmir'de tamamen doldu. Hostesler koşturmaya başladılar. Çay servisi yapıldı benim kaşık yok. Kaşık gelsin diye bekliyorum.. Çay soğudu çaylıktan çıktı, uçak da neredeyse İstanbul için alçalmaya başlayacak. Ben hâlâ kaşık derdindeyim. Neyse, yanımdan hızla geçen baş hostesi durdurdum "Hâlâ bi kaşık bekliyorum" dedim.
Hostes şöyle bi baktı; "Beyfendi görüyorsunuz, çocuk çoluk, yolcularla uğraşıyoruz. Siz de parmağınızla karıştırıverin!"
Ne zaman THY ile uçsam, servis başladı mı bunu hatırlarım. Tabii şimdi durumlar çok değişti. Hostesler kaliteli, kabin memurları kaliteli (gerçi kabin memurlarının tiplerinde son zamanlarda bi tuhaflık başladı, yoksa bana mı öyle geliyor?) yemeklerde hijyen ön planda, lezzet mükemmel..
Geçenlerde gene İstanbul'a geliyorum. Uçaktan korkan biri olarak gözüm devamlı o yukardan sarkan LCD ekranda. Neredeyiz, inişe ne kadar kaldı.. Kendi kendime hesaplar yapıyorum. Bu arada pencereden de aşağı bakıyorum. Ben hem korkarım hem de uçağın penceresinden aşağı bakarım. Acil inişte yer seçmek için! B
azı bazı alttaki manzara çok ama çok güzel oluyor. Mesela İstanbul' dan Dalaman'a gelirken pilot eğer kıyıya yakın güzergahı kullanıyorsa süper manzaralar var, sen, neresi olduğunu karineyle yukardan çıkarmaya çalışıyorsun ki çoğunlukla da yanılıyorsun.
Oysa LCD ekranın görüntüsü sesle (kulaklıktan) desteklenebilir "Şu anda Löngöz'ün üzerinde uçuyoruz.." gibi.
Yurt dışından gelirken ne zaman topraklarımıza giriyoruz belli değil. Halbuki insan çok merak ediyor. Yanlış hatırlamıyorsam eskiden pilotlar kısa kısa bilgiler verirlerdi. Son uçtuğumda uçak İtalyan turistlerle doluydu, adamların pencereden pencereye üşüştüklerini görünce onların da böyle bi derdi olabileceğini düşündüm.
THY ile ilgili ukalalıklarımı son bi görüşle tamamlayayım Abuzittincim. Bu daha çok yabancı havaalanlarında insanın gözüne batıyor.
Bizim uçaklarımızın kuyruklarındaki amblem güzel. Fakat hem Turkish yazısı çok düz, çok resmiyet kokan bi yazı. (Askerlik şubesiymiş gibi) hem de gövdedeki çizgiler zayıf kalıyor. Gövdenin rengi de öyle, soluk.. Oysa kırmızı beyaz renkler çok çarpıcı kullanılabilir. Taa uzaktan "Haa bu bizim uçağımız" diyebilirsin.
Şimdi öyle ki, adam, koca jumboyu pembeye boyamış, bana sorarsan hiç de fena olmamış!
Hani Yeşilköy'ün bi "sabıkalı" dedikleri pisti var ya. Geçen gün de Yugoslav uçağı duramayıp toprağa saplanmıştı. Uzak mesafe uçan bi kaptan pilot dostuma sordum "Pistte bi şey yok, beynelmilel bütün kurallara uygun, mesela inişte, dedi. Tekerlekleri yere biraz sert vuracaksın!" Bu teknik bilgiyi de seninle paylaşmış olayım kardeşim. Soran olursa söylersin.. Yani zavallı pistin bi kabahati yok. Kabahat varsa pilotta. Ayrıca pilot isterse "Ben o piste inmem" de diyebilirmiş.
İşte böyle Abuzittincim. Münasip yerlerinden öperim kardeşim.
Kardeşin Güneş.
Tecellister@gmail.com

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN