HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Aşkın en güzel anlamı..

Yıllar geçti aradan ama, biz yanlışta ısrar ediyoruz.. Geçen gün Elif Aktuğ'u okurken güldüm..
Love Story, 1970'te aşkı tarif eden ünlü lafıyla unutulmaz olmuştu.. "Love means never having to say you're sorry!.." Bugün hâlâ gözde laflardan biri.. Yapılan anketlerde sinema tarihinin en unutulmaz cümleleri sıralamasında, 13'üncü.. Bizde lafı çok yanlış olarak "Aşk, asla pişman olmamaktır" diye çevirdiler.. Sadece yanlış değil, aptalcaydı da üstelik.. Ne demek "Aşkın asla pişman olmamak olması!.." Oysa orijinal cümle aslında çok ama çok duygusal, çok romantik bir anlam taşıyor.. Söze, lafın Amerika'da da tartışma yarattığını söyleyerek başlayalım..
Orada itiraz dil bilimcilerden geldi..
"'Love means never having to say you're sorry' yanlış konuşmadır. Doğrusu 'Love means not ever having to say, you're sorry' dir" dediler.
Öyle denseydi, çeviri belki de daha doğru yapılabilirdi. Şimdi bakalım..
"Love means" in Türkçesi "Aşk demektir.. Aşk anlamına gelir" dir. Ne anlamına geldiğini cümlenin devamı söylüyor..
"Never having to say/ Not ever having to say" 'in Türkçesi de "Demek zorunda olmamak.." Yani "Aşk bir şeyi demek (söylemek) zorunda olmamak anlamına gelir" diyor laf, açık seçik..
Peki neyi?.. O da cümlenin sonunda.. "You're sorry!.." Bu ne peki?..
To be sorry, Özür dilemek demektir.. "I'm sorry" İngilizcede "Affedersin" anlamına kullanılır.. Buradaki anlam da o.. Pişman olmak değil.. Özür dilemek, "Affet" demek..
Yani lafın Türkçesi.. "Aşk, asla özür (af) dilemek zorunda olmamaktır!.." Niye?..
Çünkü aşık, sevgilisinin her şeyini hoş görmüş, onu zaten affetmiştir bile.. Onun için "I'm sorry" demesi gerekmez, sevenin ve sevilenin, aşkına..
Filmde de Ryan O'Neal "I'm sorry" diyen sevgilisi Ali McGraw'ın ağzını kapatır, "Love means never having to say you're sorry" diyerek. Romantizme asıl şimdi bakar mısın, Sevgili Elif, çeviri doğru yapılınca?..

***

Yazının bir yerinde "Ya Romeo aşkına kavuşsaydı ve Jülyet, geçen yıllar içinde dırdırcı bir ev kadınına dönüşseydi, bunca aşk romanı ve hikâyesi kimden ilham alacaktı" diyorsun, Elif.. Ephraim Kishon işte tam da bunu yazdı. "Tarla Kuşuydu Jülyet!.." Ben yıllar önce Ankara'da Cüneyt ve Ayten Gökçer'den izlemiştim. Harikaydı. Tam da şimdi İstanbul Şehir Tiyatroları oynuyor biliyor musun?. Gidelim mi?.
***

Ve de.. Yazıyı bitirdim, cep telefonuma bir mesaj.. "İnsan âşık olduğunda, ona ne kadar kızgın, kırgın olsa da hep atacağı bir tek mesajı bekler. Eğer gelmeyeceğinden eminse önceden attığı mesajları okur, ya da telefonun titreşimde olduğunu bile bile, her dakika 'Belki de hissetmemişimdir' diye tekrar tekrar telefonuna bakar. Aşk bu değil midir?. Beklemek, beklemek, bi daha beklemek.."
Yani, cep telefonu devrinde "Aşk, cebine mesaj beklemektir.. Hiç gelmeyeceğini bilse de.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.