HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Atatürk'ün en sevdiği arya..

Bana sorarsanız, E lucevan le stelle opera tarihinin en güzel aşk şarkısıdır.. Dinlemeye doyamam.. Müzik içine akar insanın.. Öyle akar ki, söz gerekmez aslında.. Her dinleyişimde kendi sözlerimi yazarım sanki hayalimde.. Öylesi..
Bir opera konseri içinde bu şarkı yoksa eksiktir benim için, öylesi..
Geçen gün merak ettim.. Puccini'nin Toscasındaki sözler nasıl diye.. Genelde orijinal, yani İtalyanca sözlerin yanında İngilizcesi de vardır.. Çözeceğim artık.. Kısmete bakın.. Türkçesini de bulmam mı?..
"Parlardı yıldızlar
ve mis kokardı toprak,
Gıcırdardı kapısı bahçenin
ve bir ayak sesi gelirdi topraktan.
O gelirdi, mis kokusuyla,
kollarımın arasına düşerdi...
Ah, tatlı öpüşler, yumuşak okşayışlar...
Heyecandan titrerken ben
güzelliklerin örtüsü açılırdı!
Sonsuza dek kayboluyor aşk hayalim...
Zaman uçtu gitti...
Bense ölüyorum, çaresiz!
Hayatı hiç bu kadar sevmemiştim!"
..Ve de öyle hoş bir anı okudum ki, sözlerin yanında.. E lucevan le stelle Atatürk'ün de en sevdiği parçaymış meğer..
9 Kasım 1963 Cumartesi gecesi Ankara Radyosu'nda Nevin Uluçam, Devlet Konservatuvarı Öğretmenlerinden Prof. Necdet Remzi Atak'la (1911-1972) bir söyleşi yapmış.. Hocanın anlattıklarını o tarihi yayından sizlere naklediyorum..
"1934 - 1935 yıllarıydı. Yeni Köşk'te Atatürk'ün çok içli bir akşamıydı. Bize Tosca Operasını Avrupa'da hangi koşullar altında dinlediğinden, o zamanki dünya durumundan, kuşkularından, zevklerinden uzun uzun bahsetti. Bir şeye içleniyordu. Çok içleniyordu ve çok içli bir akşamdı. Tosca Operası'ndan Çavadarossi'nin ünlü aryasını birçok kez benden istemiş olduğu için hazırlıklıydım. Hatta bir yanlış yapmayayım diye aryanın notalarını bile yazmıştım ve cebimde bulunduruyordum. O gece de biliyordum ki sıra tekrar Tosca'ya gelecek. Adeta bekliyordum. Nihayet bana döndü, 'Çal bakalım şu Tosca'yı' dedi. Ben notayı çıkarttım, 'Hayır hayır, öyle değil notayı bırak, notasız çal' dedi. Notayı bıraktım, gözlerimi kapadım, konsantre oldum, başladım çalmaya. Bir iki nota çalmıştım ki, 'Hayır hayır, olmadı bana dön bana çal, benim gözlerime bak öyle çal' dedi. Kendisine döndüm. Masada oturuyordu. Ona dönerek çalmaya başladım. 'Gene olmadı, bana daha yaklaş' dedi. Yaklaştım, çok yaklaştım. Belliydi ki çok uzak bir anısının içine gömülmek istiyor ve içinden çok eski zamanlara ait bir şeyler taşıyor, fışkırıyor, fışkırıyordu... En sonunda, 'Kemanın sapını omzuma dayayacaksın ve öyle çalacaksın' dedi. Bir an için gözünüzün önüne getirin; tarihimizde yaşamış, yaşayacak en büyük Türk, bir sanatçıya 'Kemanının sapını omzuna daya ve o vaziyette en sevdiğim melodiyi çal' diyor. Ben artık ibadet eder gibi, huşu içinde Çavadarossi'nin aryasını çalmaya başladım. Atatürk, gözleri kapalı, biraz madeni ahenkli, biraz kısık, çok tatlı, çok manalı sesiyle melodiyi söylerken gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Aryayı belki onbeş kez tekrarladım.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN