HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ve benim Baş Değirmenim!..

Yedi yaşında çocuktum ben..
Ağbim de 9 yaşında.. Yazları Bandırma'dan Manyas'a, köye giderdik..
Orda da atları eyerletip, Değirmen Boğazı'na..
Orası babamların üç değirmeninin olduğu, sulak köydü.. Cemil Amcam dururdu başlarında..
Ona misafir olmaktan çok, çay geçerek, orman sürerek ata binmek nasıl keyifti hem de o yaşta..
Baş Değirmeni döndüren su, muhteşem bir vadiden inerdi.. İki yan birbirine o kadar yakındı ki, üzerlerindeki ağaçların uzanan dalları, o dar vadiyi yer yer güneş ışıkları sızdıran bir tünele çevirirdi..
Babam o vadide kuzu çevirtirdi bazen.. Tüm aile, yurdun dört bir yanından gelenlerle bazen 30- 40 kişiyi aşar, orada piknik yapardık..
Safranbolu'da Değirmen'de toplanınca öğle yemeği için o günleri hatırladım..
Antalya'daki falezleri düşünün..
Öyle sarp bir falezin dibinde ince bir çay akıyor, hemen orada kurulmuş Değirmen'i müthiş bir güçle döndürdükten sonra, durulmuş.. Falezin tepesinden aşağı iplik gibi inen ince suların düşmesi ile oluşan şıpırtılar, sessizliği bozan bir musiki yaratıyor.. Manzara muhteşem..
Önce yukardan, terastan baktık, harika.. Sonra asansörle aşağı, dere kenarına, restorana inip, bu defa yukarılara çevirdik başımızı.. Gene muhteşem..
Doğa cenneti, hiç bozulmadan insan elinden geçmiş ve yaşayanlara armağan edilmiş..
Safranbolu'ya gidenler mutlak bu Değirmen'de yemek yemeliler..
Biz öğle yemeğinde leziz şeyler yedik.
Hele, anında koparılmış asma yapraklarından yapılmış ve harika yoğurtla yediğim sarmalar.. Bu Safranbolu yoğurdu da bir âlem.. Tabii sırrı, sütü verenlerin yedikleri otlarda..
Değirmen'de sabah kahvaltıları da varmış. Bir dahaki sefere inşallah!..
Bir dahaki sefer değil, seferler inşallah olacak. Safranbolu öyle bir hafta sonu gidilip gezmekle bitecek yer değil..
Dünya Kültür Mirası seçilmek kolay mı?. Daha neler neler var, orada görülüp yazılacak!..
Hıdır Tepe'ye çıktık mesela, bu defa.. Anadolu'da bir Hıdır Tepe, etekleri, ya da yaylaları ile hep vardır.
Hıdırellez'i orada kutlarlar, yörede yaşayanlar, kocaman bir piknik havasında..
Küçükken Kilis'te bizim Hıdırellez yerimiz Karataş etekleriydi mesela..
Hele bir çocuklar ne eğlenir, ne eğlenirdik..
Gittiğim Safranbolu görmekle anlatmakla bitmez.. Bir de civar köyler var..
Mesela Yörük Köyü.. Onlara da gitmek, aynen devam ettirdikleri Yörük yaşamının içine de girmek gerek..
Gördükçe ve artık sevgili dostum olan, meslektaşım Aytekin Kuş'u dinledikçe, gazeteci olarak kendimden utandım.
Eloğlu dünyanın öbür ucundan bilerek geliyor..
Ben Türker Ağbi "Hadi kalk gidiyoruz" demese, hâlâ haberdar olmayacağım..
Ki ben medyada bu tür kültür işlerine en meraklılardan geçinirim.
Yahu köşe yazarlarını posta posta, Vegaslara, Moskovalara, New York ve Los Angeles'lere taşıyan PR şirketleri..
Bir de Safranbolu gezisi ayarlasanıza, bu seyyahlara da, azıcık kendi memleketlerini de görsünler ve yazsınlar!.
Safranbolu için benim bir de ciddi, yorum yazım var.. Hele şu toz duman yatışsın, referandum geçsin..
O zaman yazacağım ki, belki faydası olur..
BİZE ULAŞIN