HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Söylesem tesiri yok!. Sussam..

Başlıktaki lafın devamı "Sussam gönül razı değil" diye devam eder, bilirsiniz..
Trafik yazılarım aynen böyle..
1990'da bu köşeye başladığımdan beri yazıyorum. Bir adım ileri gitmedik..
Samet Koral adlı okurun mektubunu okurken hatırladım, şair sözünü.. (Fuzuli..)
Mektubu sizinle paylaşmaya karar verdim.. Buyrun..

***
Hıncal Bey, merhabalar..
Yaklaşık 17 yıldır aralıksız yazılarınızı takip ediyorum.
Trafik kurallarıyla ilgili bir sürü yazı yazıp açık açık isim ve plaka bildirseniz de ne üstüne alınan bir emniyet müdürü ne de bir başkası çıkıyor.
Geçen akşam başımdan geçen bir olayı sizinle paylaşmak istedim.
İşten eve geldiğimde 11 aylık çocuğumun eli sıcak ütüye değerek yandı. Tabii hemen ilk yardım gereği soğuk suyun altına tuttuk ama bir damla canı olan çocuk hem korkudan hem de canı yandığından, ağlamaktan katılacak duruma geldi.
Evimiz Pendik'te. En yakın yanık merkezi Kartal Lütfi Kırdar Hastanesi'nde olduğu için kendi aracımızla oraya doğru yola çıktık.
Normalde 5 dakikalık yol akşam iş çıkış trafiğinde 40 dakika sürüyor. Yanıklarda ilk müdahalenin ne kadar önemli olduğunu bildiğim için ceza yemeyi göze aldım. 4'lü ikaz lambalarımı yakıp emniyet şeridinden giderek 25 dakikada hastaneye varabildim.
Ertesi gün 235 lira ceza geldi.
İtiraz bile etmedim. Benim hastaneye giderken kullandığım emniyet şeridine her gün yüzlerce motosiklet, yüzlerce hiç acelesi olmayan sahte çakarlı araç giriyor ve ceza yemiyor.
Çünkü takip eden yok.
Cezalar da caydırıcı değil. Eğer emniyet şeridine girmenin cezası koşulsuz 15 gün araç bağlamak olsa ve herkese uygulansa, o emniyet şeridine kimse girmez. Ben 15 gün bağlanacağını bilsem de girerdim, çünkü ihtiyacım vardı.
O gün emniyet şeridinde önümde giden ve bana yol vermeyen bir sürü araç vardı. Bu yüzden 5 değil, 25 dakikada gidebildim zaten.
Umarım aynı ceza onlara da gitmiştir.
Siz yazılarınızda bu ülke trafiği ile geleceğe ilgili umutla yaklaşıyorsunuz ama benim düzeleceğine inancım her geçen gün azalıyor.
Saygılarımla..
***
Sevgili okuruma yanlış izlenim vermişim. Doğru.. Zaman zaman umutlanır gibi oldum.
Ama dedim ya.. 1990'dan beri bu ülkeye her partiden, her çeşit İçişleri Bakanı geldi, çeşitli şeyler yapmaya teşebbüs ettiler.. Ama "Teşebbüs"ün ötesine geçemediler.
Artık umudum falan yok..
En son örnek..
Geçen yıl "Karayolu Trafik Güvenliği Uygulama Politika Belgesi" yayınlandı. Kısa, öz ve net ifadelerle yazılmış, harika bir belgeydi.
Tüm Emniyet ve Trafik Müdürlerine gönderildi.
Büyük umutla duyurdum bu köşeden.
Sonra..
Sonra gönderildiğiyle kaldı. İşte İstanbul.
İçinde yaşıyorum.. Bir satırı uygulanmadı., Makam odalarından çıkmayan Vali, Emniyet Müdürü, Trafik Müdürü ile Bakan Genelgesi uygulanır mı?.
Bi zahmet o rahat koltuğundan kalkacak, klimalı odandan çıkacak ve denetleyeceksin ki..
Siz İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü, Trafik Müdürü'nü hiç ama hiç aranızda gördünüz mü?. Halkın arasında.. Yolda.. Mahallenizde?.
Denetlemeyi geç.. Bir sosyal olaya katılır insan da, oraya gidip gelirken, trafik rezilliğini görür hiç değilse ve denetimsizliğin, başı boşluğun farkına varır.
Son zamanlarda sosyal etkinliğe katılanları da kalmadı... O kadar kalmadı ki, yüzlerini geçin, adlarını bilen yok.
Çıkalım Taksim'e.. Önümüze gelen 100 kişiye İstanbul Valisi'nin adını soralım. Beş tanesi bilirse şaşarım.
Yahu bu millet hâlâ Fahrettin Kerim Gökay'ı bilir. İstanbul Valiliği öyle makamdı.
İstanbul Trafik Müdürleri bile efsaneydi.
Kimleri yaşadık.
Yahu bugün ben, en çok trafik yazan adam, Trafik Müdürü'nün adını bilmiyorum.
Çünkü yok..
Her gün trafik yazıyorum. Umurunda değil.. Çünkü ona "Bu adam ne yazıyor yahu" diye soran Emniyet Müdürü yok İstanbul'da..
Vali yok.. Ankara'da Trafik Daire Başkanı yok..
İçişleri Müsteşarı yok. İçişleri Bakanı yok..
Adam ne denetliyor. Ne denetleniyor.
Denetlenmeyeceğini de biliyor. O zaman sırt üstü yatıyor. Onun tek işi Ankara'dan gelen bir büyüğe yol açmak.. Hepsi o..
Onu aksatmadığı sürece, o rahat makam odasında keyif çatıp, maaş ve ikramiye alacağını biliyor.
Otur kardeşim.. Otur keyfine bak.. Ki öyle yapıyorsun zaten. Bu yazı da umurunda olmayacak.
Okumayacaksın bile.. Okusan da güleceksin..
"Yırtın Hıncal, yırtın.. Rahatımı bozamazsın" diyecek ve zile basıp sesleneceksin..
"Oğlum bana bir kahve getir!." Günde milletin kesesinden kaç çay, kahve içiyorsun Müdürüm?.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN