HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Erdoğan, Amerika’ya gitmeli!

Yani inanamıyorum. Gerçekten inanamıyorum, Erdoğan'ın 13 Kasım'da planlanan Amerika ziyaretini tartışan, hele de "Gitmesin. Gitmemeli.. Gidemez!" diye ayağa kalkanları aklım almıyor.
Bunlar ya kör cahil.. Orta Doğu'nun durumunu bilmiyorlar. Amerika'nın iç siyasetinden zerre haberleri yok. Amerika'da işlerin nasıl yönetildiğini zerre bilmiyorlar.. Diplomasi denen bilim ve sanattan zerre nasip almamışlar. Sadece konuşuyorlar.. Sadece ağızlarıyla da değil, üstelik..
Bu vatanın, bu ulusun menfaatleri zerre umurlarında değil.. Tek sorunları "Gurur!." Kör gurur!. Yıkılası, kahrolası gurur!.
"Gurur" üzerine bol palavra atınca, siyaseten lehlerine hava oluşacak, oy kazanacaklar diye de düşünüyorlar, zahir. Erdoğan'ın müttefiki, Cumhur İttifakı'nın ayağı MHP dahil.. Kişisel ve partisel oy menfaati hesaplıyorlar.
Ya da.. Ya da.. En acısı o işte..
Türkiye, Türk vatanı, Türk insanı umurlarında değil. Tüm istedikleri Erdoğan'ı zor duruma düşürmek. Türkiye iyice köşeye sıkışsın, hatta batsın.. Yeter ki, Erdoğan gitsin!.
Bu mudur?.
Bu vatanı sevmek, bu ulusun malına, canına, huzuruna, barışına, refahına sahiplenmek bu mudur?.
Başkan Erdoğan "Hele bir kaç gün bekleyelim" diyor.. Aslında demek istediği, herkesin oturup bir kaç gün, sağlıklı düşünmesi..
İşte dün sağlıklı bir düşünce, ne yazık ki bu gazetenin manşetinde değil, Yavuz Donat'ın günlük notlarının arka sayfaya dönmüş bölümünde satır aralarında geldi.
"Bütün bu olup bitenlere rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD'ye mutlaka gitmeli.
'Heyetine' muhalefet partilerinin temsilcilerini de davet etmeli.
"Türkiye'nin desteğini" arkasında hissetmeli." dedi, Yavuz dün..
Hem de nasıl yürekle. Bin yıllık gazetecilik, Ankara, iç ve dış siyaset deneyimi, adım adım durmadan yurdu dolaşan ve halkın nabzını tutan araştırmacılığıyla..

***

Şimdi biraz bilgi..
Türkiye aleyhine o Ermeni soykırımı tasarısı ve yaptırımları oylayan Amerikan Kongresi Temsilciler Meclisi'nde çoğunluk Demokratlar'da.. Trump biliyorsunuz Cumhuriyetçi.
Ayni Demokratlar, Trump'ın Başkanlıktan azli için de önerge verdiler.. Meclis'ten de "Sürecin başlaması" kararı da, Türkiye aleyhine karar tasarıları ile ayni günlerde oylandı. Ne tesadüf (!) .
O zaman Demokratlar'ın Türkiye aleyhine oy verdikleri önergelerin sebebi de açık ve net..
Suriye'den çekilerek, Barış Pınarı Harekatı'nın başlamasını mümkün hale getiren, Harekat sırasında da, Yardımcısı Pence'i göndererek, Türkiye'nin isteklerini kabul eden anlaşmayı imzalayan Trump'ın azil sürecini hızlandırmak..
Yani iki tarafta da durum ayni sanki..
Muhalifler, indirmek istedikleri Başkanı köşeye sıkıştırmak için her şeyi karıştırmak, bulandırmak istiyorlar.
Şimdi bakalım..
Recep Tayyip Erdoğan'ı Amerika'ya Kongre mi davet etti, Başkanlık, yani Trump mı?.
Trump tabii..
O zaman davete gitmemek, orada her şeyi tüm netliği ile Amerikan kamuoyuna bire bir anlatmak fırsatını kaçırmak niye?.
Türk- Amerikan siyaseti başka şeydir, Türk Amerikan halklarının ilişkisi, dostluğu çok başka şey. Tıpkı İsrail'de Netanyahu Hükümeti ve İsrail halkı ile ilişkilerin siyah beyaz kadar farkı gibi.
Atalarımız "Gavura kızılıp oruç yenmez" demişler..
Amerikan Kongresi'nde, Temsilciler Meclisi'nde çoğunluktaki Demokratlar'ın oyunlarına gelmemek, o Temsilciler'in azletmek istediği Trump'ın davetini geri çevirmemek gerek. Şu anda, hakkında başlatılan "Azil Süreci" yüzünden hayli sıkıntılı günler yaşayan Trump'la yürütülecek "Başkanlar düzeyinde ikili temaslar" sonunda, 13 Kasım ziyareti yapılabilir, ya da karşılıklı anlaşma ile ertelenebilir.
An- la- şa- rak!..
Hepsi o!.
Ama Türkiye'nin ve Türk Ulusu'nun yüce menfaatleri, tıpkı Yavuz'un dediği gibidir.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin temsilcilerini de yanına alıp, Amerika'ya "Tek ve bütün Türkiye" olarak gitmeli ve Amerikan halkına tüm gerçekleri, bizzat, yüz yüze anlatma fırsatını kullanmalıdır.

*

Seydi Hocam!.

Seydi Dinçtürk Hocam da gitmiş. Aslında Ankara Koleji'nin hocasıydı. Ama bizim Kurtuluş Ortaokulu liseye dönünce beliren Hoca sıkıntısı içinde, bizde de ek ders verilmişti, Hoca'ya.
Seydi Hocamızı o sayede tanıdık ve çok sevdik. Haftada bir saatlik Beden Eğitimi ile hangi spor, nasıl yapılır, hoca nasıl tanınır ki?.
Doğru sporu pek yapamazdık ama, Seydi Hoca öyle harika bir adamdı ki, haftada bir saat yetti, onu baş tacı etmemize..
Ölüm haberini gazete ilanından aldım. Eşi Rüksan Hocamız vermiş. Ben Kolej'de okumadım, ama iki kardeşim Kolej'deydi ve onların velisiydim.
Rüksan Hoca da, Ankara Koleji'nin efsanelerindendi.
Başın sağolsun Hocam..
Başınız sağolsun, Kurtuluşlular, Kolejliler!.

*

Biraz da magazin notları...

Hafta sonu, birikmiş notları biraz azaltalım, biraz da magazin yazalım dedim.. Bu ülkenin en eski magazin yazarlarından biri, magazincilerin dernekleşmesinde çok çabası olan bir gazeteci olarak, yadırgamazsınız sanırım.

***

Zeynep Korel diye biri türedi birden.. Babası, ışıklar içinde yatsın, Tanju Korel'i çok severdim. "Korel" soyadını ayağa düşürmek için elinden geleni ardına koymuyor.
Ucuz ve kolay magazin ya. Bizimkiler de peşinde.. Her Allahın günü bir yerlerde manşet.
Tek amacı var. Kendinden söz ettirmek.. Bunun en kolay yolu da bu ülkenin en ortalarda en az görünen, kendi hayatını en sessiz sedasız yaşayan sanatçısı ablası Bergüzar Korel'e saldırmak..
Nasıl bir vicdan sömürüsü.. Güya ezilmiş, ailede.. Ezenler de annesi ve ablası..
Hayır, "Ezilmiş" değil, "Ezik" bu Zeynep!.
Bergüzar harika bir duruş sergiliyor. Bu çirkin ve ucuz pazarın oyununa gelmiyor, tuzağa düşmüyor. Cevap vermiyor..

***

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Genel Yayın Müdürü olduğu yıllarda, Fenerbahçe forması giyerek maça giden ve Hürriyet Spor Servisi'ni Fenerbahçe sözcüsü olarak düzenleyen arkadaşımdır.
Onun nasıl gözü kara fanatik olduğunu, en koyu Fenerliler bile bilirler.
Bizim Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz'in en takdir ettiği gazeteciymiş meğer..
"Senin Fenerbahçe için yaptıklarını görünce 'Fenerbahçe sana altın madalya takmalı' diyorum" demiş, Ertuğrul'a..
Başka şey de demiş..
"90 milyonluk sahalar yapılıyor üzerinde 90 bin liralık futbol oynanmıyor!."
Valla doğru da, bunu, 9 paralık futbol oynayan, başkanı olduğun takım için niye söylemedin?. Eleştiren has Galatasaraylı gazetecilere kızıp küserken, o rezil futbolun sorumlularının adını hiç ağzına almadın?. Alamadın ya da!.

***

Avukatın biri Çukur dizisini dava etmiş. Efendim dizide avukatlar kötü gösteriliyormuş.. Bu da hukukçu kafası ise, pes..
Bu dünyanın her ama her köşesinde her gün binlerce kötü şey olmuyor mu?. Bunlar binlerce öykü, roman, film, diziye konu olmuyor mu?.
"Avukatlar kötü şey yapmaz" diye kural mı var?.
Yargıç kötü adam olursa, yargıçlar, savcı kötü olursa, savcılar, ben kötü olursam gazeteciler, doktorlar kötü olursa, doktorlar mı dava açacak, yani. Yahu fıkra yazıyorsun dava açıyorlar bu ülkede..
Sıradan vatandaşın davalarına alıştık ama, hukukçu kafası da böyle çalışmaya başladıysa, yandık, gitti!.
Ne var ki, burada mesele, Çukur'un "Muhalif" denen bir kanalda yayınlanması..
Günümüzde, ne yazık ki, sanat haberleri, magazinleri ve yorumları da "Siyaset"e göre dizayn edilir oldu.

***

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Hanımı, Beylikdüzü günlerinden bilirim. Tanıdığım en zarif hanımefendilerden biridir. Fevkalade başarılı bir siyasetçi eşidir.
Şimdi onun Cumhuriyet Bayramı kıyafetini, bir takım magandalar dillerine dolamışlar. Sosyal medyadan bizim medyaya yayılmış..
Biz bu ülkede insanların, kılık ve kıyafetleri yüzünden eleştirilmeleri, ayrımcılığa uğramaları bitti sanıyorduk.
Biten bir şey yok. Mezhebine, yanına, tarafına göre, "Öteki"ne saldırı devam!.
O zaman.. Aldırmayın Dilek Hanım..
Aynen devam!.

*

Yavaşça!..

Klasik Sabahlar Kahve Konserleri'nde bu hafta Alaeddin Yavaşça dinleyeceğiz.. Bizim ailenin Kilis kolunun yaşayan en büyüğü Alaeddin Yavaşça ağbimizin şarkılarını seslendirecek, İTÜ Konservatuarı öğrencileri..
Miraç Nalkıran'ın kanunu eşliğinde Soprano Esra İpekçioğlu..
Yeri artık biliyorsunuz..
Kadıköy'deki Karaköy İskelesi ikinci katındaki İstanbul Kitabevi ve Kafesi..
Eee.. Havalar da soğudu.. Tıpkı Kilis'te olduğu gibi, sahlebimizi yudumlayarak, Yavaşça'nın o emsalsiz şarkılarını dinlemek harika olacak!.

*

Attila İlhan'a Selam!.

Hey gidi Kaptan hey!. Ne güzel dosttuk.. Hafta sonları cumartesi öğleden sonraları ne sohbetlerimiz olurdu Ankara'da.. Sonra İstanbul'da..
Senin dizeleri, diskolarda, ev partilerinde kaç genç kızın kulaklarına fısıldadığımı anlatırdım da, nasıl gülerdin..
Ekim ayı Attila.. (Dikkat "t" iki, "l" bir yazılacak. Ne kızardın adını yanlış yazan ve söyleyenlere).. Evet.. Evet.. Ekim ayı Attila İlhan ayı gibi oldu..
Önce ölüm yıldönümünde andık. Sonra adına konan Edebiyat Ödülleri dağıtıldı.
Bu arada, TRT Müzikte 1980'lerin başında milli marş gibi olan Sultaniyegah'ı dinlemem mi?. Senin enfes dizelerini Ergüder Yoldaş bestelemiş, Nur Yoldaş da seslendirmişti.
Hiç unutmam!.
Varna'daki Altın Orfe müzik festivaline gidiyorduk, Ali Kocatepe, Suna Yıldızoğlu ile.. Yol boyu arabanın pikabında o şarkı bin defa dönmüştü. Öylesi.. Basınımız da şarkının adını ne tartışmıştı haftalarca..
Sultaniyegah mı, Sultan-ı Yegah mı?.
Hemen, şairine, yani sana sormuştum, doğrusunu öğrenmek için..
Sultaniyegah'tı tabii. Makamın adı olan isim. Yani Sultansal Yegah!.
"Başlar ay doğarken, Saltanatı Sultaniyegah'ın"
dizelerinde açıkça belliydi, makamın kast edildiği..
Sultan-ı Yegah ise "Yegah'ın Sultanı anlamına bir tamlama..
Gazete okurken açtığım TRT Müzikte Nur Yoldaş'ın sesini duyunca kafamı kaldırdım. Sonra da merak ettim, 40 yıl sonra TRT ne diyordu diye.. Başa alıp baktım..
Anons..
"Sultan-ı Yegah / Nur Yoldaş!."
TRT 40 yıl sonra, hâlâ öğrenmemiş doğruyu Kaptan, iyi mi?.

*

TEBESSÜM

Teknoloji, kağıdın sonunu getirecek diyenler, kırda, piknikte popolarını ipadleriyle silmeyi bir denesinler, görelim!.

*

SEVDİĞİM LAFLAR

Büyük bir tepeyi aştığında insanın, bulacağı şey, daha aşılacak çok tepelerin olduğudur.
Nelson Mandela

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN