ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Beni başbakan mahvetti

Demokrasi olmadığı söylenen ülkemizde, "muhalif" gazete sayısı, "muvafık" gazete sayısından fazladır. Ha deyince sekiz muhalif, üç de muvafık gazete sayabiliyorum, çarçurlar hariç.
Muhalif gazeteler arasında muhalefeti akıllı uslu ve "efendice" yapanlar da var, "öküzce" yapanlar da... Ayaktakımının en dibine seslenenler de... Kimisi geçim sıkıntısı çeken emekli Kemalist memurlara, kimisi liberal görünmeye çalışan eski solculara, kimisi Kürt ayrılıkçılarına, kimisi cahil ve aptal lumpenproletaryaya hizmet veriyor.
En efendi görünenler arasında bile yalan yazanlar da yok değil ayrıca. Bu arada yeni bir gazeteci tipi de doğdu: Lafı olmayınca mağduru oynayanlar...
Lafı olan küfür, en azından haksızlık ediyor, lafı biten de ağlamaya koyuluyor.
İşinden ayrılan birçok arkadaş oldu son aylarda. Kimisi istirahat edip geri geldi, kimisi attan düşünce uyuz eşeğe bindi, kimisi yokoldu gitti.
Hepsi birbirine benzeyen bir sürü "köşeci esnafı" arasında en kötülerini "serbest piyasa" temizleyecekti tabii... Ama onlar bu tasfiyeyi hemen politikaya tahvil etmek istediler, işlerine böylesi geldi.
Gerçi hanım hanımcık susup oturanlar da olmadı değil, tazminat davasını yiyince para cezasından korkup kaçanlar...
Ama huysuzlananlar ve edepsizlenenler çoğunluktaydı.
Televizyon programı tutmayınca "beni susturdular" diye ağlayanlar... Yazıları okunmayınca "başbakan beni harcamak istiyor" diye üste çıkan zeytinyağları...
Düpedüz psikopat olduğu için işine son verilip doktora gönderilenler... Arap sevgili bulup "bundan böyle yazılarımı Arabistan'dan göndereceğim, işinize gelirse" deyince müdürü tarafından kapının önüne konulan ve "hükümet baskı yapıyor" diye sanal ortamları birbirine katan bunalımlı bayanlar...
Egoları davul olduğu için de kendilerini çok fazla önemsiyorlar ve yazmazlarsa Türkiye'nin elden gideceğini sanıyorlar... "Ben ölmeyle kahpe dünya yıkılır" felsefesi!
Oysa hepimiz günün birinde yokolup gideceğiz ve hiçbirimizi kimse hatırlamayacak. Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doludur. Koskoca Gabriel Garcia Marquez bile "Pinochet devrilmedikçe yazmayacağım" demişti de, kimsenin ipinde olmadığını görünce paşa paşa yeni romanına oturmuştu...
Enis Batur da "her yazı aslında yazılmasa da olur" diyordu hani...
Fakat işinde başarısız olunca kabahati kendinde aramaya da hiçkimsenin niyeti yok.
Bakın Mutlu Tönbekici ne yazmış geçen gün, hem de muhalif gazetede yazmış:
"Söylediğin ufuk açıcı hiçbir şey yok. İnkılap Tarihi kitaplarındaki ezberlenmiş saçmalıklardan başka bir lafın yok. Temsil yeteneğin marjinal. Bol bol nefret suçu işliyorsun. 'Muasır medeniyet' ülkelerinde olsa olsa meczuplara ait kabul edilecek fikirlerin var... Orijinal, değişik, bilinmeyen bir tek şey önermemişsin şimdiye kadar... Belki belki en fazla -ki ondan da emin değiliz- kimi ulusalcı ve faşistleri tatmin ediyorsun... Baktın yeterince takatın yok, program vasat, kalktı kalkacak... Formül basit: 'Beni de susturdular!'... Gelsin kankaların 'onu da susturdular' yazıları, gitsin medya sitelerinde 'bir demokrat neferimizi daha kaybettik' kampanyaları, şapkadan kahraman çıkarmalar... Oysa yaptığın, alt tarafı sabah saatlerinde gazeteleri okumaktan ve laikçi ev hanımlarının pasta sohbetlerinde söylediği 'ay şekerim bu geri kafalı Müslümanlar hepimizi kapatacak, İran olacağız' muhabbeti yapmaktan başka bir şey değil."
Mutlu Hanım izin verirse altına ben de imzamı atıyorum.
Bütün çapsızlara, yeteneksizlere, hokkabazlara, cahillere, kalın kafalılara, kötü niyetlilere, ruh hastalarına acil şifalar diliyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN