Annem... Narin, küçük bir tekne sanki!.. Hayat denen ırmağa bırakılmış ve en çok da babamın akıntısına kapılarak ilerlemiş bir tekne! Sonunda ırmak denize dökülüyor mu? Ne gezer! Zaten annem denizden ürker!..
***

Zeytin ağacı canlandırıyor beni; servi ise sakinleştiriyor. Şundan mı acaba? Annem sık sık ablamla beni Emir Sultan mezarlığına götürürdü. Henüz okula başlamadığım yıllardı. Ablam bir defasında "anne neden sürekli buraya geliyoruz?" diye sormuş. "Ölüler kimseyi incitmez, insanlar hakkında konuşup çekiştirmez" demiş annem.
***

Bütün çocuklar gibi ben de koyu bir sade kahve içmeye uygun bulunacak yaşa gelmeyi iple çektim! İlk başlarda büyükler gibi kahve içmeye özendiğimi sanıyordum. Sonra anladım. Meğer istediğim anneme "misafirliğe" gitmekmiş. Sabah kahvesine... İki yetişkin olarak karşı karşıya gelip havadan sudan söz etmek ama asıl önemlisi dertleşmekmiş iple çektiğim!..
***

Beni annem mi doğurdu? İlk kez için: Evet! Sonra hayatıma giren her kadınla bir daha doğdum. Her seferinde yeniden ve bazısında yepyeni biri olarak... Annemden kalansa derinimde varlığını sürdürdü: Mahzun gülüşlü, hep canı sıkılan ve sürekli güneşi özleyen çocuk!
***

Bütün kadınlar doğurur! Anne olmayan kadınlar da... Çünkü kadınlar sevdiklerini dünyaya getirirler! Onlara yeni bir beden ve can verirler.
***

Soru o kadar basit fakat o kadar can yakıcı ki... Kaç baharım daha var benim? Kaç yazım? Kaç mevsim daha göreceğim? Baharları sayarsam, artık hep az, artık hepsi sayılı...
***

Gündüzler her şehirde güzel! En azından böyle olma imkânı var. Ama geceler öyle mi ya?.. Hele yabancısı olduğumuz şehirlerde bir türlü güzelleşmez geceler! İtiraf etmesek de biliriz bunu: Kimisi bu gerçeğe ancak sarhoşlukla katlanabilir; kimisi de yorgunluk sayesinde kaçar bu tatsızlıktan...
***

Gece... Piazza Augusto Imparatore... Meydandaki ünlü lokantalar Gusto ve Recafe müşterileri yavaş yavaş dağılıyor... Güleryüzlü bir berduş sırtını duvara yaslamış önünden geçen yüksek topuklu şık ayakkabılara oyuncaklara bakar gibi bakıyor. Birazdan herkes gitmiş olacak... İmparatorun mezarını çepeçevre saran serviler, binaların soluk ışıkları ve ölçüsüz kahkahaların çınlamaları kalacak geriye... Bir de berduşun biraz ilerisinde, yerde, üzerine defalarca basıldığından zemin süsüne dönüşen gül kalacak. Tek bir gül dalı!.. İçimi buruk bir duygu sarıyor. Neden, bilmiyorum.
***

Daniel Bell (büyük bir sosyologdur bana göre) yıllar önce pornografiyi şöyle tarif etmişti: "Herkesin çok iyi bilip de zarif bir ikiyüzlülükle ancak fısıltıyla dile getirdiği şeyi bağırarak söylemek!" O halde işte büyük pornograflar: Makyavel ve Nietzsche!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN