HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Pazar notları

Gençliğimde spiritüalist ve mesihyanik özelikler taşıyan bir grubu yakından tanımıştım! Sürekli kıyamet gününü beklerlerdi. Bekledikleri tarihte kopmayınca bir on yıl ileri atarlardı tarihi! Berbat bir hayatın "ölümlüsü" olmaktansa, korkunç bir kıyametin "ölümsüzü" olmayı istiyorlardı. Kendi "küçük kıyamet"lerini akıllarına bile getirmediler. O günlerin üzerinden çok zaman geçti. Hastalıklar yaşandı, kazalar oldu. Şimdi birçoğu hayatta değil!

***

Kıyamet fikri insanları neden bu kadar heyecanlandırıyor? Sadece korkuyla veya gizemle açıklayabilir misiniz? Hayır! Kıyameti sadece yıkım olarak düşünürseniz, cevabı bulamazsınız! İnsanlığın binlerce yıllık zihin tarihine göre kıyamet aynı zamanda yeni ve tertemiz bir başlangıçtır.
***

Kötülük karşısında ne zaman mutlak biçimde çaresiz hissetsek kendimizi... Ne zaman dünyadan umudu kessek... Alttan alta karanlık bir dilek büyür içimizde: Kopsun kıyamet, bu kahpe dünya altüst olsun!
***

Neden 2012 kehaneti ve benzeri konulardaki kitapları yutar gibi okuruz? Neden bu olayı anlatan filmleri büyülenir gibi seyrederiz? Neden bazılarımız garip "kıyamet tarikatları" na bağlanır? Dinsel söylem bir yana, antropolojik bir bakış bile bize bir fikir verebilir: Bir kere hiçbir kültürde "kıyamet" ezeli ve ebedi bir yok oluş anlamına gelmez. O daha çok bir "elek" işlevi görür. Daima geriye kalanlar vardır ve onlar "seçilmiş" iyilerdir. Yok olan kötülerdir.
***

Hiç yakın bir tarihte kıyamet kopacağına inanan hırsıza, uğursuza, namussuza veya tuzu kuru bir işkenceciye rastladınız mı? Rastlayamazsınız. Kötü olduğunu bilenler yeryüzüne ve "yeryüzü işleri"ne göbekten bağlıdırlar. Onlar ekolojik kıyamet tehdidini bile düşünmeye tahammül edemezler.
***

Boğaz kıyısında mütevazı bir balıkçı lokantasındayım. Saat erken. Masalar boş. Peçeteler özenle bardaklara sıkıştırılmış. Duvarda birkaç Atatürk portresi. Radyo açık. Yusuf Nalkesen'in kürdili hicazkâr şarkısı çalıyor: Avuçlarımda hâlâ sıcaklığın var. Tam o sırada kapı açılıyor. Üç adam giriyor içeri. İkisi neşeli, biri pek asık suratlı. Ona pencere kenarında oturmasını öneriyor arkadaşları. Şu sözlerle.. "Manzaralı yere otur, senin daha çok ihtiyacın var!" Radyodaki koronun sesi aynı anda yükseliyor: Unuttum dese dilim yalan, billahi yalan.
***

Her sevişme aynı zamanda insanın "kendini sevme/sevebilme" mücadelesine yataklık eder.
***

Gündelik hayatta tek bir sır var: Kadınların sevme kudreti!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN