MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Danıştay Başkanı da hukukun büyük doğrularını seslendirdi....

Büyük doğruları içeren düşünceler özlü cümleler içinde seslendirilince tabii ki ilgi çeker.
Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in Danıştay'ın kuruluşunun 141'inci yıldönümünde yaptığı konuşmanın da ilgi çekmemesi imkânsızdır.
Bu konuşmanın altlarına imzamızı atabileceğimiz bazı bölümlerini hatırlatalım.
"Yargı bağımsızlığı sadece, anayasal ve yasal düzenlemelerle sağlanamaz. Devlet adına yetki kullanan herkesin, bu ilkeye yürekten inanması, kendisini hukukun üzerinde görmemesi ve buna uygun hareket etmesi gerekir. Yargı kararlarının saygı ile karşılanması, her zaman ve her koşulda, ilkesel olarak benimsenmelidir."
"Yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının önündeki en büyük tehlike, yargının siyasallaşmasıdır.
Toplum, yargı bağımsızlığı konusunda azami duyarlı olmalı, yasama ve yürütme erklerinin tasarrufları da dahil olmak üzere yargı bağımsızlığını zedeleyici her müdahaleyi dikkatle izlemeli, bu konudaki duyarlılığını, meşru vasıta ve yollardan ortaya koymasını bilmelidir."

Temel ilkeler

"Yasaları yorumlama ve uyuşmazlıklara uygulama yetkisini elinde bulunduran yargıçlar, kendi inanç ve görüşlerinden sıyrılmak, dış etkenlere karşı direnmek ve böylece herkesin yasalar önünde eşitliğini sağlamakla yükümlüdür."
Yukarıda aktardığımız görüşler, Danıştay'ın dedesi olan "Meclis-i Vâlây-ı Ahkâm- ı Adliye"den ve babası olan "Şûrayı Devlet"ten bu yana geçen yıllarda kim bilir kaç kez seslendirilmiştir.
"Kuvvetler ayrılığı", "Yargının bağımsızlığı", "Yargıçların tarafsızlığı" benzeri evrensel doğruları yansıtan kavramların vurgulanmasının modası hiç geçmeyecektir.
Bu kavramları vurgulayan konuşmaları da farklı konumlardaki toplum kesimleri ve kurumları da her seferinde kendilerine göre yorumlayacaklardır.
Mesela şu "Yargının siyasallaşması" sorunsalının bu dönemde nasıl değişik yorumlara konu olduğunu görmekteyiz.
Eğer bir yüksek yargı organı üyeleri siyasi partilerin kapatılması ya da Anayasa değişikliklerinin iptali konusunda ne evrensel demokrasinin kurallarına ne de Anayasa'nın açık ve seçik metnine aldırıyorlarsa ve kararların oluşumunda yargıçların siyasi eğilimlerine göre adeta kronikleşmiş kamplaşmalar oluşuyorsa, "Yargının siyasallaşması"na ilişkin uyarılar, herhalde "Ergenekon" dışında da değerlendirilmelidir.

Kararlara saygı

Veya "Yargıçların dış etkenlere direnmesi" meselesi, Anayasa'nın açık hükmüne rağmen üst hukuk metinleri kabul edilen "Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar"a da direnmek biçiminde yorumlanırsa, bu mesele çevresindeki tartışmalar doğal olarak yoğunlaşacaktır.
Unutmayalım ki suç ve ceza çok somut olsalar bile hukuk soyut bir olgudur.
Ayrıca "Yargı kararlarına saygı"lı olmak hukuk devletinin nasıl inkâr edilemez bir gereği ise, yargı kararlarının her açıdan tartışılması da özgür düşüncenin varlığının kanıtıdır.
Aynı kanun maddelerinin farklı siyasi dönemlerde farklı uygulanması bir alışkanlık haline geldiyse ve kanunlar önünde herkesin eşit olduğu ilkesi derin toplumda tebessümle karşılanıyorsa, büyük doğruları içeren düşüncelerin yıldönümlerinde özlü cümleler içinde seslendirilmesi ilgi çekse bile toplumun bu ilkelerin varlığına ve uygulanmalarına ilişkin kuşkuları sona ermiyor.
BİZE ULAŞIN