MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Konuşmak kolaydır ama dediğini yapmak zordur...

Diyelim ki bugünün üzerinden 50 yıl geçmiş.
Şimdi 2059 yılındayız.
O günün başbakanı iktidar partisinin bir kongresinde konuşuyor ve şunları söylüyor:
- Siz kendinize güvenmiyorsanız, düşüncenize, inancınıza güvenmiyorsanız, ondan sonra bir ufacık topluluk bile sizi devamlı terbiye eder. Kusura bakmayın Türkiye Cumhuriyeti bu kadar cüce bir ülke değildir. Bunu böyle bilelim.
- Muhalefete diyorum ki "Gelin, bir yanlış mı var, bu yanlışı açıklayın, tespit edin ve bu yanlış karşısında ama rica ediyorum önerinizi söyleyin. Bak bu yanlıştır, şöyle yapılması gerekir" deyin. "İstemezük" demeyin. Ya "Türkiye için bu faydalıdır" deyin. Bunu söyleyin. Ama böyle bir şey ne yazık ki göremedik. Hep engellendik. Zaman kaybettiriyorlar.
- Mesela son zamanlarda bir mayın temizleme olayı yaşadık. Altı madde, iki hafta dört günümüzü aldılar. Altı madde düşünebiliyor musunuz? Nedir bu? Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi, Suriye tarafı bunu yaptı. Biz de bunu yapalım istedik ve bunu yapmak suretiyle o bölgede yaklaşık 210 bin dönümlük organik tarım yapabileceğimiz alan kazanalım. Hemen yakıştırma başladı, "Siz burayı İsrail'e, Yahudilere peşkeş çekeceksiniz" Hep aynı şeyler...

Hep o şarkı

Yukarıdaki cümleler bugünün Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın Düzce Kongresi'nde yaptığı konuşmadan alıntılanmıştı.
Ama biliyoruz ki 50 yıl sonrasının Başbakanı da aynı doğrultuda sözler söyleyecektir.
Neden mi?
Dr. Faruk Sükan'ın derlediği "Başbakan Adnan Menderes'in Meclis Konuşmaları" kitabını açtık.
Diyelim ki bundan 50 yıl kadar öncesindeyiz.
Başbakan Menderes 1955'te iktidar partisi DP'nin TBMM Grubu'nda konuşurken şunları söylüyor:
- Dikkat edecek olursanız, bizi içeriye ve dışarıya jurnal etmişlerdir. Asıl elem verici cihet bu olmuştur.
Doksan küsur saat konuşulmuştur ve davalarını ispat edememişlerdir.
İşte bunun üzerinedir ki bir beyanname neşredilerek anayasanın ihlal edildiği iddia olunmaktadır.
- Bu, Meclis'in hatta bu vatanın duvarlarını aşıp tesirlerini dışarıya aksettirecek kadar tantanalı, velveleli ihtilalci bir metoddur. Böyle şey olmaz arkadaşlar. Bu memleketi acaba nereye götürmek istiyorlar?
- Sevgili arkadaşlarım, Hükümete sabah akşam hakaret edilir. Meclise sabah akşam hakaret edilir...
Bizce bunları aynen kendilerine iade etmek her zaman mümkündür.
Ama bütün bunlardan memleketin hayrına şeyler çıkmaz.
Demek istediğimiz şu ki, yurt da dünya da değişiyor ama bizim siyasi ortamımız pek değişmiyor.

Siyasi rekabet mi?

Bu arada eğer iktidarda bulunanlar icraatçı ve çalışkan iseler, bir şeyler yapılıyor.
Ama "Siyasi rekabet" görüntüsü içindeki amansız kamplaşma ve kavga, herkesi yıpratıyor.
Çağa yakışmayan ayıplar yapılıyor.
Bakın şimdiki Başbakan Erdoğan'ın seslendirdiği ve her kesimi içeren öz-eleştiriye:
- Yıllarca bu ülkede bir şeyler yapıldı. Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu.
Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lazım. Ama aklıselim ile bunların üzerinde düşünülmedi.
Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman içinde zaman zaman biz de düştük ama aklıselim ile düşününce şuralarda ne gibi yanlışlar yaptık ki, şöyle bir başımızı iki elimizin arasına aldığımızda "Hakikaten ne yanlışlar yapmışız" diyorsunuz.
Evet... Bakalım bu sözleri söyleyen Başbakan Erdoğan mesela başını iki elleri arasına alıp "Şu Heybeliada Ruhban Okulu'nu açmalıyız artık" diye düşünmeye başlayacak mı?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN