MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Nejat Uygur'un yeni dünyasında ölüm yok artık.

Behzat ve Süheyl Uygur kardeşler, iki yıl önce felç geçiren Türk komedi tiyatrosunun anıt isimlerinden babaları Nejat Uygur'u üzmemek için bazı gerçekleri ve arkadaşlarının ölümünü ondan saklıyorlarmış.
Behzat Uygur katıldığı bir televizyon programında bu olayı şöyle anlatmış:
-Babam sürekli en yakın arkadaşları Gazanfer Özcan ile Münir Özkul'u soruyor. Onları görmek istiyor. "Niye gelmiyorlar" diyor. Babamdan Gazanfer Özcan'ın öldüğünü, Münir Özkul'un hasta olduğunu gizliyoruz. "Baba çok işleri var" diyerek onu mecburen kandırıyoruz.
Benim bildiğim ve tanıdığım Nejat Uygur bu durumunu bilerek eski sağlıklı günlerine dönebilseydi, hastalığında yaşadıklarını da oyunlaştırıp sahneye getirir ve hepimizi gülmekten kırıp geçirirdi.
Buna benzer bir durumu 2004 yılında Alman yönetmen Wolfang Becker filmleştirmişti.
"Good Bye, Leni" filminin kahramanı olan Doğu Berlinli yaşlı ve hasta kadın Christiane "Berlin Duvarı"nın yıkılması (1989) öncesinde bir öğrenci gösterisinde oğlu Alex'in Doğu Alman polisi tarafından dövüldüğünü görüp komaya girmiş, altı ay sonra da şuuru yerine gelmişti.

ZAMANI DONDURMAK

Kadının yeni bir şok geçirmesi halinde öleceğinden korkan Alex ondan Duvar'ın yıkıldığını ve iki Almanya'nın birleştiğini gizleyerek, her şey eskisi gibiymişçesine yaşatıyordu annesini.
Almanya'daki bir evin bir odasında hayat birleşme öncesi günlerde dondurulmuştu. Kapitalizmle gelen tüm olgular, şu ya da bu şekilde hasta kadından gizleniyordu filmde.
Tabii bir de siyaseten zamanları dondurulmuş olarak yaşayanlar vardır.
Örneğin 2009 yılında da 1930'lardaki siyasi koşullarına özlem duyulduğu, övüldüğü ve o dönem söylemleri tekrarlandığı zaman bunun beğeni toplayacağını zanneden siyasetçileri görmüyor muyuz?
Bunun gibi mesela üç genel seçim kazanıp ülkede 10 yıl tek başına iktidar olmuş Demokrat Parti'nin 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası koşullarında bir Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından kapatıldığına takılıp kalmış olanlar, bugün de Anayasa Mahkemesi'nden aynı doğrultuda kararlar çıkmasını beklemiyorlar mı?

KİMLER AYNI MASADA

Gerçek olaylar üzerinde kurulu romanlar yazan İrwing Wallace bu romanlar için topladığı bilgileri "People's Almanac" başlığı altında ansiklopedikleştirmişti 1970'lerde.
Kitabın en ilgi çekici bölümünde bir anketin sonuçları vardı.
Wallace ünlü kişilere "Tarihte yaşamış ve bugün de yaşamakta olan kişilerden hangilerini aynı sofrada bir araya getiren bir yemek daveti verirdiniz" diye sormuştu...
Cevap verenler genellikle Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed'i, ya da Karl Marx'la Adam Smith'i karşılaştırmayı düşündüklerini söylemişlerdi.
Bunun yanında Arşimed'i Einstein'la, Napoleon'u Hitler'le buluşturmak isteyenler de vardı.
Böyle bir anket Türkiye'de yapılsaydı acaba yaşamış ve yaşayan hangi kişileri aynı masada yemek yemeye davet ederdiniz?
Örneğin Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan aynı masada bir arada bulunsalardı, neler konuşurlardı?
Veya Mareşal Fevzi Çakmak'la Org. Başbuğ başbaşa kalsalar birbirlerine neleri anlatırlardı?
Mümkün olsa, Nejat Uygur yeniden sağlığına kavuşsa ve böyle bir konuyu sahneye taşısa...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.