SEDA DİKER SEDA DİKER

Başarısızlık korkusu

Biz kadınlar, kaybetme korkusuyla ilişkilerimizi bazen cehennem azabına dönüştürebiliyoruz. Ya erkekler? Onlar da başarısızlık ve kaybetme korkusuyla hareket ediyor. Bilinçaltlarındaki korku, aslında penis kaynaklı. Kadın eğer yatağa girerse ve vajinal hazzı yakalayabilirse, uzun süre cinsel aktivitesini sürdürebilir. Oysa erkek, penisin doğası gereği bir kez boşaldıktan sonra, beklemek durumundadır. Bu arada, ortalama bir kadının hazza ulaşma süresi, erkeğinkinden çok daha uzun ve karmaşıktır. Çünkü kadın için duygular da yataktadır. Tanrı, Adem ile Havva'yı yaratırken, neslin devamı için cinselliği şart koşmuş. Ama kadınla erkeğe eşitsizlik vermiş. O yüzden de erkeklerin bilinçaltında başarısızlık korkusu vardır. Kadını memnun etmek kolay değil. Buna bir de eğitim sürecini ekleyin... Uzun ya da kısa, şişman ya da zayıf, gözlüklü ya da gözlüksüz, çocuklarına, birey olarak önemleri öğretilmez. Bunun yerine çocuklar yarıştırılır. Hele erkek dünyası çok acımasızdır. Bir futbol maçında gol yedi mi, arkadaşları tarafından dışlanan çocuklar var. Özgüven o yaşlarda yerle bir olur ve bir gün düzelmesi umularak rafa kaldırılır. Buna ailesel ve toplumsal baskıları da ilave edin. "Erkek adam şöyle yapmaz, böyle demez," gibi... Annelerin, kocalarından alamadığı ilgiyi oğullarından almaya çalışmalarını da ekleyin. Bu kadar baskının üzerine erkekler ne yapsın? Çoğunluğu kendini kanıtlamak için kadını penis kaynaklı doyurmaya çalışıyor. Bunu başaranlar, kendilerini en mükemmelinden erkek saymaya başlıyor. Gerisini önemsemiyorlar. Bir de işkolikler var. Erkek için gücü ya para ya da penis temsil ediyor. Ve bu ikisine sahip olduğunda ilk yaptığı, kadınını kontrol etmeye çalışmak oluyor. Son dönemde kadınların erkeklere çok öfkeli olduğunu fark ettim. Onları güçsüz buluyoruz. Evlenecek kadar sorumluluk ya da cesaret sahibi olmadıklarını düşünüyoruz. Ama onları bu hale getiren biziz. Anne, öğretmen veya eş baskı yaptığımızı fark etmiyoruz. Hayatı boyunca çocuk kalan erkekler var bu yüzden.

ÇOCUKLARI YARIŞTIRMAYI BIRAKIN
Bir danışanım vardı. Eşi sırtını karısına yaslamıştı. Kadın çok şikâyetçiydi. Oysa kendisi de onun büyümesine izin vermemişti. Annesi gibi davranmıştı. Hizmetini esirgememiş, evde iş yapmış, çocuk doğurmuş, üstüne üstlük çalışıp eve para da getirmişti. Buna rağmen kocası onu hep eleştirmişti. Tablo tanıdık geldi mi? Erkeğin bilinçaltındaki başarısızlık korkusu tetiklenmişti. Eleştirerek kendini iyi hissediyordu. Bu tabloları artık silmemiz gerek. Lütfen okullarda çocuklarımızı yarıştırmayı bırakalım ve artık takım oyunu oynatalım. Sevgili anneler, oğullarımıza iltimas geçmeyelim, kendi işini kendi yapması için teşvik edelim. Ve cinsel eğitim vermek bir tabu olmaktan çıksın. O zaman daha mutlu ilişkiler kuracağız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.