İBRAHİM KALIN İBRAHİM KALIN

Tarih yazmak, tarih yapmak

Biz "tarih yapan" millet olmakla övünürüz ama tarih yazmanın en az tarih yapmak kadar çetin bir iş olduğunu takdir etmeyiz. Türkiye demokratik açılım süreciyle tarih yapıyor ve ülkenin asırlık bir sorununu çözme noktasına doğru gidiyor. Bu günlerin tarihi yazıldığında acaba kimin hanesine ne düşecek?
Batılı tarih yazımının kurucu babası kabul edilen kadim Yunan'ın büyük tarihçisi Herodot, Pers Savaşları'nı anlattığı ünlü eserine şu tespitle başlar: Tarih yazıcılığının amacı, "varlığını insanoğluna muhtaç olan eylemleri" kayıt altına almaktır. Böylece fani varlıklar olan insanların yapıp-ettikleri unutulmayacak ve gelecek nesiller tarafından hatırlanacaktır. Tanrıların ve tabiatın "ölümsüzlüğü" karşısında kendi faniliğini hep bir şekilde aşmaya çalışan kadim Yunanlıların "gelecek nesiller tarafından hatırlanmayı" bu kadar kutsaması şaşırtıcı değil.
"Adını tarihe yazdırmak" insani bir duygu. Fakat bu, tek başına bir değer ifade etmiyor. İnsanın önce doğru ve yanlışın ne olduğunu tespit etmesi gerekiyor. Homer'in İlyada'sının "ölümsüz kahramanı" Yunan savaşçısı Achilles (ki Troy filminde Brad Pitt tarafından oynanmıştı) tarihe geçen bir kahraman. Fakat Achilles'in savaş meydanındaki gaddar maharetinden başka ne hatırlıyoruz? Yine de o bile Homer'in diliyle kendi hikâyesini anlatırken "Achilles'in adı unutulmasın" diyordu. Tarihe geçmek için sadece gelecek nesiller tarafından hatırlanmayı arzu etmek yetmiyor. İnsanın bir de doğru bir iş yapması gerekiyor.

Meclis'te tarihi oturum

12 Kasım 2009 günü, yani önümüzdeki perşembe TBMM tarihi bir oturuma ev sahipliği yapacak. Hükümet, demokratik açılım planını açıklayacak. Türkiye'nin çeyrek asırlık terör ve Kürt sorunu, Cumhuriyet'i kuran Meclis'in çatısı altında tartışılacak. Bu konuda muhalefetin tavrı ortada. O yüzden kimin ne diyeceği az çok belli. Bu manada Meclis oturumunun gereksiz olduğunu söyleyenler çok haksız değil.
Fakat işin aslının yani "doğrusu"nun ne olduğunu herkesin bilmesi ve yeniden duyması gerekiyor. Demokratik açılım sürecinin iki ayağı var. Birincisi Türkiye'yi terörden kurtarmak. İkincisi Türkiye'nin demokratik standartlarını yükseltmek. Bu ikisi birbirini besleyen unsurlar. Zira Türkiye özgürlük-güvenlik dengesini kuramadığı dönemlerde hem güvenliğinden hem de özgürlüğünden taviz verdi. Özgürlük adına düzeni, güvenlik adına demokrasiyi feda etmek mümkün değil.
Terörü bitirmenin sihirli bir formülü yok. Akıl ve vicdan sahibi herkes bu gerçeği biliyor. Fakat muhalefet sanki böyle bir formül varmış ve hükümet bunu saklıyormuş gibi davranıyor. Çeyrek asırdır izlenen politikaların sonuç vermediği ortada. Tek başına askeri yöntemlerin sorunu çözmediğini, tersine derinleştirdiğini Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ söylüyor. Bu konuda kalem oynatan onlarca emekli asker var. Hepsi aynı şeyi söylüyor: Terörü bitirmek için, terörü üreten şartları ortadan kaldırmanız gerekiyor. Bunun için de akıllı siyaseti ve etkin diplomasiyi devreye sokmanız gerekiyor.

Nasıl bir Türkiye istiyoruz?

Türkiye'de demokrasi standardının yükseltilmesi, sonuçlarından bağımsız olarak olması gereken bir şey. Hak, faydacı mülahazalarla değil, bizatihi doğru ve gerekli olduğu için sahip olunan bir şeydir. Demokratikleşme bu manada bir zaruret. Fakat bu sürecin en önemli sonuçlarından biri, terörü üreten şartları ortadan kaldırmak, terörün argümanlarını elinden almak olacak. Zorla silah bıraktıramadığınız insanlara ikna ve uzlaşı yoluyla silah bıraktırmak daha doğru bir iş değil mi?
Öte yandan, demokratik açılım süreci, sadece Kürt sorunuyla sınırlı değil. Türkiye'nin kronikleşmiş, ertelenmiş, dondurulmuş bütün sorunlarını demokratik olgunluk ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde çözmeyi amaçlıyor. Aleviler, Romanlar, gayrimüslim azınlıklar, din ve vicdan özgürlüğü, başörtüsü yasağı, Heybeliada Ruhban Okulu ve nihayetinde sivil bir anayasa, bu açılım sürecinin hedefleri arasında.
12 Kasım günü yapılacak Meclis oturumunun tek bir sorusu olacak: Nasıl bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz? Terörden arındırılmış, demokrasi standartlarını yükseltmiş bir Türkiye'de mi, yoksa bölücü kimlik politikalarının ve devletçi reflekslerin daralttığı, küçülttüğü, kararttığı bir Türkiye'de mi? Bunlar sadece Meclis oturumunun değil, bütün Türkiye'nin sorularıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN