NAZLI ILICAK

Şener ve başörtüsü

Abdüllâtif Şener'in Cumhuriyet gazetesindeki söyleşisini dikkatle okudum. Özellikle başörtüsü konusundaki düşünceleri ilgimi çekti. Emine Kaplan, bir soru yöneltiyor: "Siz, üniversitelerdeki türban sorununu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?" Muhabirin bir başka sorusu da şöyle: "Geçen yıl anayasa değişikliği yapıldı. Laiklik ve türban tartışmalarına bakışınız nedir?"
Şener, bu iki soruyu da doğrudan cevaplandıracağına, AK Parti'nin hatalı davrandığını vurgulamakla yetinmiş. Şöyle diyor: "Türkiye'deki temel yanlış, hep ayrışacağımız konular aramak. Kavga edeceğimiz sorunlar üretmek. Öncelikle Türkiye'nin normalleşmesi lâzım. Laik toplum düzeni herkes için güvencedir... Başörtüsü ile eğitim hakkından yararlanma talebini AKP iktidarı tahrip etmiştir. Anayasa Mahkemesi'nde iptâl edileceğini bile bile konunun üzerine gitmiştir. Bu konu üzerinden kavga yapmak suretiyle oy avcılığına soyunmuştur. AKP iktidarı, bilinçli olarak başörtüsüyle eğitim hakkını çözülemez hale sokmuştur."
***

Bakıyoruz da Abdüllâtif Şener, Özal'ın çıkardığı kanunu iptâl edip, ikinci düzenlemesini de yorum yoluyla tesirsiz hale getiren ve başörtüsünü laikliğe aykırı olarak niteleyen Anayasa Mahkemesi'ni suçlamıyor. Başörtülü kızları üniversite dışına atan rektörlere de toz kondurmuyor. Okumak isteyen başörtülü kızı okutmayan zihniyeti ayıplamıyor. 2008'de AK Parti'nin MHP ile birlikte gerçekleştirdiği anayasa değişikliğini, yetkisini aşarak inceleyen ve iptâl eden Yüksek Yargı üyelerini hiç ama hiç tenkit etmiyor. Kendi çözüm önerilerini tabii ki hiç seslendirmiyor. Ve laikçi çevrelerde kabul gören bir anlayışla, sorumluluğu tek başına AK Parti'nin üzerine bırakıyor. Galiba Cumhuriyet gazetesinin nabzına göre şerbet veriyor.
"AK Parti başörtüsü meselesini çözümsüz hale getirdi" demek yeterli mi? Üniversiteye devam eden kızların problemine ve derdine deva oluyor mu? Üstelik türbanı siyasallaştırma diye bir konu var ise, bunun temeli AK Parti'nin kuruluşundan çok daha öncelere dayanıyor. AK Parti 2001'de kuruldu. Tartışma ise, özellikle İmam Hatip mezunu kızların giderek daha büyük oranlarda üniversiteye devam etmesiyle başladı. Böyle bir tartışma olmasa, Özal niçin 1980'lerde, iki defa bu konuda kanuni düzenleme yapma yoluna gitsin?
Bu işin tarihçesini öğrenmek isterse, Abdüllâtif Şener, Yeni Şafak'tan Fadime Özkan'ın 8 Mart 2005 tarihli yazı dizisine bir göz atsın: "Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğrencisi Hatice Babacan, 1967'de başı örtülü olarak İslâm tarihi dersine girer. Kürsüdeki hoca Prof. Neşet Çağatay, Babacan'ı fark eder ve yıllarca aynı kalıp içinde tekrar edilecek olan cümleyi ilk kez sarf eder: Hey sen! Sen başörtülü kız! Sınıfta bu kıyafetle oturamazsın. Ya başını aç ya da dışarı çık!"
BİZE ULAŞIN