TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
NAZLI ILICAK

Rahnavard'ın ilham kaynağı

Zehra Rahnavard, İran'da rektörlüğe getirilen ilk kadın. 1998-2005 arasında Cumhurbaşkanı Hatemi'nin siyasi danışmanıydı. Şah döneminde ise, Tahran Üniversitesi'nde heykel eğitimi aldı. Bütün bu özelliklerin yanı sıra, İslâm filozofu Ali Şeriati'ye çok yakındı. Ünlü bir sosyolog ve düşünür olan Ali Şeriati'yi tanıyanlar, ona yakın bir ismin, İran'da böylesine kuvvetli değişim rüzgârları estirmesini yadırgamaz.
Şeriati'yi, Mehmet Çağlar, İbrahim Kozak ve Mustafa Tahir'in katıldığı bir söyleşiden faydalanarak, okurlarıma tanıtmak isterim.
Şeriati, gelenekçiliği, tutuculuğu, öğretilere düşüncesizce tutsak olan ecdatperestliği, kendi çağının dinamikleri içinde sorunlara yaklaşmak yerine kuru bilgileri aktarmak rahatlığını eleştiriyordu. "Doğru düşünce olmadan, doğru bilgi, doğru bilgi olmadan, doğru inanç olamaz" diyordu. Bu şekilde, doğru bilgiden, çağdaş senteze ulaşıyordu. Yüzeysel, kitabi, sadece günlük ibadetlerin şekle ilişkin ayrıntılarına yönelik kuru bilgi ve inançların, çok geçmeden fanatizm ve batıl inanca dönüşerek, insanları ve toplumsal yapıyı olumsuz etkileyeceğini tesbit etmişti.
Ali Şeriati, geleneğe önem vermekle birlikte, sürekli farklı düşüncelerden beslenerek yeni yorumlara giden bir âlimdi. O da, ünlü İslâm sosyologu İbn-i Haldun gibi, toplumsal olayların akışında en önemli yeri inanca -İbn-i Haldun'un ifadesiyle- bu inancın ortaya çıkardığı "asabiyet enerjisine" verirdi. "Aydınların görevi, toplumda, gerçek ve taze bir iman, ortak bir bilinç doğurmaktır" derdi. Halka sorumlulukları, kim olduğu bilinci aşılanmadıkça, halkın kendine anlam vermesi sağlanmadıkça, gerçek bir kalkınmanın başarılamayacağını düşünürdü. Ali Şeriati'ye göre, insanlık tarihinde daima üç şeyin önemi olmuştur: "Zer" iktisadi güçlüğü; "Zor" hükûmete baskıyı; "Tezvir" ise, halkı din ya da başka adlarla aldatmayı ifade eder. İnsan, insanlığına kavuşmak için bu üç şeyle savaşmak zorundadır. Bu hususların tarihteki temsilcileri Firavun (zor), Karun (zer) ve Bel'm'dir (tezvir) Tarih boyunca sadece isimler değişir. Peygamberimiz de Mekkelilerin parasıyla, İran ve Romalıların zoruyla, Yahudilerin tezviriyle savaştı. "Modernleşme ve medenileşme birbirine karıştırılmamalıdır" diyordu Şeriati: "Modernizm adına takdim edilen şeylerin tamamı tüketimle ilgili. Oysa az gelişmiş ülkelerin meselesi, tüketim değil, üretim. Bu da medeniyetle ilgili bir konu. Modernleşme maskesi altında yürütülen sahte modernleşme, topluma birtakım tüketim kalıpları dayatıyor. Bunun değerler dünyamızda yarattığı çarpıklıklar bir yana, bizi, Batı'nın fabrikalarının zavallı bir müşterisi haline getiriyor." Meşhur iktisatçı Samuelson'un güzel bir benzetmesi var: "Zenginler puro içer, ama puro içerek zengin olunmaz." Bu misalde, puro içmeyi modernleşmek, zenginleşmeyi de medeniyet olarak alınız. Önemli olan puro içmek değil, zenginliği üretmek. Ali Şeriati, aydın kelimesinin üzerinde de önemle durur. Aydın, toplumu için sorumluluk taşıyan bir insandır. Toplumu ile bütünleşir. Diplomalı kişi aydın olmayabilir ya da diplomasız da aydın olunur. Aydının en önemli görevi, halk ile entelektüelin arasını bulmak, köprü kurmaktır. Eğer ulema, Şeriati'nin "aydın" diye nitelediği grubun özelliklerini yüklenirse, o toplum sorunların üstesinden gelebilir. Ulema, topluma yepyeni bir iman aşılamalı, değişimin önünü açmalı.

***

Ali Şeriati'nin çok yakınında bulunan ve onun düşüncelerinden beslenen Zehra Rahnavard'ın reformun sembolü haline gelmesine şaşmamak gerekir. Musavi, cumhurbaşkanı seçilirse, halkın değerleriyle barışık bir çağdaşlaşma projesine şahit olabilecek miyiz İran'da? Puro içmeyi(!) modernlik ya da zenginliğin kaynağı saymayan, insanı değiştirip dönüştüren ve bireyselleşmeyi teşvik eden, model dayatmak yerine toplumun kendi dinamikleriyle gelişmesinin önünü açan bir İran'dan, Türk aydınlarının da öğrenecek çok şeyi olabileceğini düşünüyorum.
BİZE ULAŞIN