HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

CHP'yi sağdan kurtarmak

CHP konusundaki tartışmalar eğer bu partinin bir sol yenilenme veya sol dönüşüm geçirmesine yaramayacaksa hiçbir anlam taşımaz. Oysa şu anda hiç bu yönde bir öneri görmüyoruz. Tersine CHP'nin dönüşümü için öne sürülen entelektüel önermeler bir sol veya sosyal demokrat partinin sözlüğünde yer almayan, kitleler için anlam ifade etmeyen, bana göre "sağ" sözcük ve kavramlarla bütünleşmiş durumda.
Daha önce de yazdım: bugünkü dünyada sol bir pratiğin neleri içerdiğini bir çırpıda söylemek kolay değil. Solun ahlaki ve vicdani değerlerle olan ilişkisinden söz edebiliriz. Solun dünyada olanca hızıyla devam eden sömürye karşı oluşundan başlayabiliriz. Sömürünün hayatın her alanını kapsadığını öne sürebiliriz. Yoksulluğun anormal boyutları üstünde durabiliriz. Onun varsıllara dünya tarihinin en büyük kaynak transferinden türediğini gösterebiliriz. Çevre, iklim ve eşitlik meselelerini gündeme getirebiliriz. Fakat bunlar bir partiyi ve siyasetini sol yapmaya yeter mi, bu olguları zikretmek kitleleri hemen harekete geçirir mi, emin değilim.
Böylesi bir tablonun bile kısıtlı kalmasının nedeni açık: bugün dünyanın her yerinde serbest pazar ekonomisi, Yeni Sağ politikalar hâkim ideoloji konumunda ve onların çizdiği sınırın dışına çıkılması çok farklı değerlendirmelerle algılanıyor. Küreselleşmeyle iç içe geçmiş kapitalizm kendi doğrultusu dışındaki herhangi bir model önerisini "şiddetle" karşılıyor. Kitleler başka bir seçenek bulunmadığı konusunda şartlandırılmış halde. Başka bir modele yönelirlerse durumlarının büsbütün berbat olacağını düşünüp çekiniyorlar. O nedenle kımıldamaları elbette mümkün ama zor ve emek istiyor.
Türkiye'de sol olduğunu söyleyen bir parti kimliğiyle CHP bugüne kadar bu sularda hiç bulunmadı. Onların yerine CHP kaba ve kalın bir Kemalizm-laiklik-militarizm üçgenine oturdu. Onun ağrılık noktası oldu ve bu niteliğiyle kendi geçmişiyle, yani 1930'larla bütünleşti. Böylece kitlelerden koptu. Apolitikleşti. Bu niteliğiyle CHP kendisine özgü bir taban yakalamadı değil. O taban orta sınıflar diye adlandırılıyor şimdi.
Gene o taban kendisini modernleşme kavramları üstünden tanımladı. Bu terimlerin özeti yukarıda belirttiğim "üçgenle" sınırlıdır. Yani laiklik-Kemalizm- militarizm. Doğaldır; bu çerçeve tarihsel olarak da orta sınıfların projesiydi. Tersinden söyleyelim: Kemalist devrimler bir halk hareketi olmadığı için, neredeyse bütün devrimlerden sonra yaşanan bürokratizasyon gerçekleşmiş ve "devrimi taşıyacak sınıflar" inşa edilmişti. Sol bir hareket olmadığından o sınıflar yoksullar, emekçiler, yani halktan değil, orta sınıflardan, eşraf ve burjuvaziden destek alınarak kurulmuştu. CHP ile bu sınıflar bütünleşmişti. Oysa CHP 1970'lerde bu sınıflarla bağını inceltmiş ve "halk"la bütünleşmenin yolunu aramıştı.
Şimdi bu sınıf hareketi yenilenmek isteniyor. Hem de yenileşme adına. Oysa 28 Şubat'ın "sivil" darbe olarak yaslandığı sınıflar bunlardı. İçinde "halkın" bulunmadığı Cumhuriyet Mitinglerinin kadrosu bu sınıflardı. Şimdi de bazıları "yenilenen" CHP bu kesimle bütünleşsin istiyor ama burada bir hesap hatası yok mu?
O kesimler zaten CHP ile organik olarak bütünleşmiş durumda. Eğer bir CHP dönüşümü olacaksa bu dönüşüm sol ideolojinin uzaktan yakından "ilgilenmediği" soyut ve kültürel kavramlara değil (modernleşme, laiklik, korku, endişe, vs.), gündelik hayat pratiklerini içeren sol-ekonomik kavramlara yüklenmelidir.
"Endişeli modernler" türünden özünde laiklikle ve Kemalizmle ya da onların "yumuşak" biçimleriyle ilgili apolitik kesim değil, yoksulluk, açlık, kalkınma gibi kavramlarla ilgili büyük kitleler bu dönüşümün hedefi durumuna getirilmelidir. Aksi takdirde dönüşüm sol değil sağ bir dönüşüm olacaktır.
Ona da dönüşüm denir mi, bilemem.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.