HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

İki GP arası CHP

Şimdiki kuşaklara Güven Partisi'ni anlatmak zor. CHP ile olan ilişkisini betimlemek ve bugünkü düzende neyin ne olduğunu anlatmak için bir cümleyle ifade edeyim: Güven Partisi, Turhan Feyzioğlu'nun, CHP'de, 1966'dan itibaren Ecevit'in sol yükselişine karşı geliştirdiği muhalefeti partileştirmesidir. Ecevit 1966'da ele geçirdiği CHP Genel Sekreterliği koltuğunu 1972'de Genel Başkanlık koltuğuyla değişince "hırslı" Feyzioğlu bunu "sol tehlike" olarak gördü. Arkadaşlarıyla CHP'yi terk edip Kemalizmi kendisine ideoloji edinmiş GP'yi kurdu. GP, Türkiye'nin gelmiş geçmiş ilk/tek Atatürkçü partisidir. O zamanki toplumsal momentumun yönünü yani sol gelişmeyi düşününce GP açıkça tutucu bir partiydi ve toplumla zıtlaşıyordu. Nitekim 12 Eylül sonrasında Feyzioğlu'nun cunta tarafından Başbakan olarak düşünülmesi i'lerin noktasını koyuyor.
Bu anımsatmayı şunun için yaptım. Basında, dönüşürse, CHP'nin içinden yeni bir GP çıkacağını öngören yazılar çıkıyor. Ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü bakınca görülüyor ki, CHP'yi bekleyen veya CHP'nin kapıdan içeri aldığı büyük tehlike bizatihi bu partinin GP'leşmesidir. Dönüşüm de bir ihtimal gene CHP'nin GP'leşmesi yönünde olacaktır. En azından bugün CHP'ye dönüşüm yolunda verilen akıllar ona bu yönü gösteriyor.
Bu görüşü biraz daha kurcalayıp şöyle söyleyelim. CHP, tıpkı zamanında solun içerdiği toplumsal momentumdan korkanların ve onun önünden kaçanların gidip GP'yi kurması gibi, Baykal döneminde zaten GP olmuştu. Şimdi CHP ya GP olarak devam edecek ya bunun dışına çıkacak. Bu oluşum nasıl gerçekleşebilir, ona değineyim.
Daha önceki yazılarda yazdığım gibi, eğer sosyal demokrat olduğunu söyleyen bir parti sol bir dilin hiçbir kelimesini telaffuz etmiyorsa, sömürü, emek, yoksulluk, kimlikler, yeni bir demokrasi anlayışı üstüne bir söylem kurmuyorsa nesiyle solcu olacak? Demokratikleşme diyeceksiniz ama o sol olmak için yeterli bir kavram değil. Partinin düne kadar gözünü kapattığı demokratikleştirici bazı unsurlarla şimdi yeni yeni tanışması köklü bir dönüşüm sayılamaz. O, atılması zorunlu bir adım. Kaldı ki, orta sınıfların demokratikleştiği oranda bile CHP henüz ne demokrattır ne de laik.
Böyle bakınca CHP içinde iki ayrı akımın çarpıştığını söyleyeyim. Bir yanda CHP'yi bal gibi GP'leştirmek isteyen, onu "endişeli modernlere" açan, kültürel değerler üstüne siyaset bina etmeyi öngören bir kesim var. Basında bazı organlar bu yönde emek ve çaba harcıyor. Neredeyse bazı yayın organlarının bu maksatla faaliyet gösterdiği söylenebilir. O mecralarda yazan yazarlar "sosyal demokrasi" adı altında açıkça sağ bir söylem geliştiriyor ve bunu yol haritası olarak CHP'ye veriyor.
Öbür tarafta CHP yönetiminin bazı sezgileri var. İhtiyacı görüyorlar. O maksatla da yeterince siyasallaşmayan bir anlayışla partiyi sola değil demokrasiye açıyorlar. Sezgin Tanrıkulu'nun örneğin partiye alınması bu maksada matuftur ama başta belirttiğim gibi tek başına kalırsa yetersizdir. Bunun sollaşması, sosyal demokrasiyle ve onun söylemiyle bütünleşmesi gerekir. Yani gerçek manada sosyal ve demokrat bir partinin doğması şarttır. Oldu oldu, olmadı, gelsin GP.
Bunların dışında Kılıçdaroğlu'nun pozisyonu var. Daha çok konuşacağız. Ama şimdilik bir hata içinde olduğunu söyleyebiliriz. Nedeni yukarıda dile getirdiklerimdir: partiyi sollaştırmıyor Kılıçdaroğlu. Onun yerine sollaşma sandığı bir adımı atıyor ve sürekli yolsuzluktan söz ediyor. Yolsuzluğu sonuna kadar vurgulasın ve sonuna kadar üstüne gitsin yolsuzluğun ama bu sollaşmak değildir. Nedeni belki bazılarına dudak uçuklatacaktır ama, sadece yolsuzluk üstünden yapılan siyaset "apolitik" bir siyasettir. Son kertede herkes yolsuzluğu ortaya çıkarmakla mükelleftir ve her siyaset iktidarı bu yönden eleştirebilir. Solun başka bir şey söylemesi gerekiyor.
İnanın böyle!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.