OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Kapsamlı af yolu

Kürt sorununun daha fazla demokrasi ekseninde çözümü, toplumun tüm dinamiklerini harekete geçirdi. Gerilimin dozunun yükselmesine hatta üslup sorunlarına rağmen, söyleyecek sözü olan herkes, tartışmaya şu veya bu şekilde katıldı. Yerleşik kurumların "kırmızı çizgilerine" karşın, ulusal mutabakatla güncellenebilecek "yeni çizgileri" konuşmanın tabu olmadığı da görüldü. Ülkenin vazgeçilmezlerini, bu toprakların asli sahiplerinin belirlemesi, siyasetçiye de askere de yargıya da yeni kodlar verecektir.
***

SABAH gazetesi adına katıldığım 1 Ağustos'taki Kürt Çalıştayı'nda ortaya konan fikirler, hatta duyulduğunda travma yaratan öneriler, aradan geçen sürede henüz genel havaya yansımadı. O gün, Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolda Türk ve Kürt halkı çizgisinde başlayan ortak mücadelenin, Kürtlerin tasfiyesi ile sonuçlandığını öne sürüp, Kürtlere iade-i itibar gerekliliğini savunan da vardı... Doğu ve Güneydoğu'da çatışmaların durması için Türk Silahlı Kuvvetleri'nin operasyon bölgesinden kışlasına çekilmesini, terör örgütü mensupları ile karşılaşmaması gerektiğini dile getiren de...
***

Hükümetin izlediği strateji de dönüşüme uğradı. İlk etapta, "önceden hazırlanmış planın alt yapısı kurgulanıyor" kaygısı yarattı. Şimdi, farklı görüş ve düşüncelerin bir havuzda toplanması, "yapılabilirliklerine" göre hayata geçirilmesi üzerine kurulduğu izlenimi doğdu. Üstelik bu fikir derleme süreci, aynı zamanda terörün sona ermesi için atılması gerekecek radikal adımların içselleştirilmesini de sağlayacak. Bu açıdan bakıldığında Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un tutumu da geleceğin ipuçlarını veriyor gibi. Ceza Yasası'nın etkin pişmanlığı düzenleyen 221. maddesine ince ayar yapılması isteği Karargah'tan yansımıştı. Org. Başbuğ'un, Deniz Kuvvetleri'ndeki devir-teslim töreninden sonra verilen resepsiyonda Başbakan Tayyip Erdoğan'ı özellikle gazetecilerin yanına davet ederek, teslim olan ve serbest bırakılan terörist sayısını açıklaması sanki boşuna değildi. Çözümün en önemli kilometre taşının, "kapsamlı aftan" geçtiği de artık ortaya çıkmış oldu.
***

Burada belirleyici nokta; Kürt kökenli vatandaşlar adına gündeme getirilen taleplerin "hak mı?" "özgürlük mü?" olduğudur. Bir başka ifadeyle kendisini Kürt kimliği ile tanımlayan kitlelerin, kültürünü canlı tutma, geliştirme, insanca yaşayabilme beklentisinin karşılanması yani "özgürlük alanının genişletilmesi" sorun teşkil etmeyecektir. Ancak bu talepler, "devlette imtiyazlı ortaklığa varan hak" gibi sunulursa, ileri adımlar atılmasının önünü tıkayacaktır. Her alt kimliğin özgürce var olması ayrı şeydir, toplumun diğer kesimleriyle pazarlığa dönüştürülmesi ayrı şey.
***

Ve nihai nokta. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "bedelini ödemeye hazırız" vurgusu ile şekillenen son açıklamasında, tüm aktörleri inisiyatif almaya davet etmesi, zıt görüşlere açıklık sergilemesi, çok geç kalınmadan varılan bir aşamaya işaret ediyor. Tıpkı, 22 Temmuz 2007 seçimi sonrası parti genel merkezinde yaptığı konuşmadaki kadar farklılıkları, teminat altına alan ve kucaklayan o tarz. Gerçi ilerleyen aylar, dışlama etkisini de göstermişti ama konu, terör meselesinin çözümü olunca, geçmişe takılmadan "barışa bir şans daha verilmesi" her bireyin, her kurumun boynunun borcu. Bu nedenle, CHP, MHP ve DTP'nin yeniden durum değerlendirmesi yapması kaçınılmaz. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, üniter yapı ve resmi dile ilişkin sınırları ile "ihtiyatlı bekleyişini" sürdürürken, çözüm için gerekenleri de netleştirme aşamasına geçmek zorundadır. MHP, "Türkiye'nin çözülmesi" söylemine oturttuğu politikasını "sorunun çözümü" boyutuna taşıma yükümlülüğü ile karşı karşıyadır. DTP ise "taban elden gidiyor" paniğini aşan, Türkiye tablosunu kapsayan, birlikte yaşamayı pekiştiren eylemleri belirleme sorumluluğu ile baş başadır.
BİZE ULAŞIN