OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Sürgünde hükümet riski!

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, 7 Aralık'ta ABD Başkanı Obama ile yapacağı görüşme öncesinde gözler, yine terör örgütünün lider kadrosuna çevrilmiş durumda. 244 kişilik liste aylardır Amerikalıların elinde.
Acaba bu ziyaret, Kandil takımının tasfiyesine vesile olabilir mi? Beklenti her zaman var ama Ankara ihtiyatlı. İhtiyatın nedeni hem PKK'nın hem DTP'nin çok başlı yapısı ile farklı uluslararası çıkarlar tarafından yönlendirilmesinden kaynaklanıyor. Bu denkleme Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ve Mahmur-Kandil ekseni ilave edilince sorunun karmaşıklığı kadar çözümün riskleri de netleşiyor.

***

Bir süredir siyasi kulislerde, "Terör örgütünü yöneten kadro eğer üçüncü ülkelere gönderilecekse, gidecekleri yeri iyi belirlemek lazım" görüşü hâkim. Hatta kritik bir soru da zihinleri kurcalıyor:
"Adamlar sürgünde hükümet kurmaya kalkarsa ne olacak?"
PKK ile bazı AB ülkeleri arasındaki bağların hâlâ kuvvetli olduğunu bilenler -haklı olarak-, "Avrupa, Kandil'den gelenleri bedelsiz besleyecek değil ya, yine kullanabilirler" kaygısını yansıtıyor.
PKK'nın tescilli terör örgütü kimliğinin parçalanma aşamasının, marjinalleşen gruplar doğurabileceği hesaba katılıyor.
Demokratik standartların yükseltilmesi ile sermayesi elinden alınan örgüt bağlantılı kilit isimlerin, "davaya ihanet" suçlamasıyla karşılaşacağına ve bu sendromu aşmak için ertelenmiş talepleri ısıtıp servis edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Federatif yapı, bölgesel özerklik, ana dilde eğitim listesinin canlı tutulması ise Türkiye'yi dışarıdan siyasi baskı altına alacak Avrupa odaklı yapay Meclis veya hükümet oluşumlarının senaryo olmanın ötesine geçebileceğine işaret ediyor. ABD'nin narko-terörist ilan ettiği PKK yöneticilerinin AB'nin kalbi sayılan başkentlerde boy gösterip, himaye edilmesi de bu tezin hafife alınmaması gereğini teyit ediyor.
***

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Lideri Mesud Barzani'nin, Türkiye'deki açılımı desteklediğine ilişkin sözleri ise -ilk günlerdeki olumlu havanın ardından- artık yeterli bulunmuyor. Barzani'nin, kulağa hoş gelen ifadelerinin somut adımlarla desteklenmesi isteniyor. Kandil'e lojistik himayenin kesilmesi, Murat Karayılan başta olmak üzere örgütün simge figürlerinin Irak'ın kuzeyini terk etmeye zorlanması gibi...
Buna karşın, Kerkük denklemi çözülünceye kadar PKK'nın, Kürt aktörler tarafından siyasal araç olarak yedeklenebileceği ihtimali göz ardı edilmiyor. Nüfus dengesinin değiştirildiği Kerkük'ün, Kürt şehri olmasına ne Sünni Araplar ne de Türkmenler razı. Özel statüsü korunmayan Kerkük'ten yeni çatışmaların fitilinin ateşleneceği zaten biliniyor.
***

DTP'nin hedef olarak belirlediği batı illerine yönelme stratejisi de dikkatle izlenen konuların başında geliyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, legal siyasi parti olarak tanımladığı DTP ile İmralı arasına bir çizgi çekilmesini savunsa da DTP kurmayları Öcalan'la bağları koparmak bir yana talimatlarına daha çok kulak kabartıyor.
DTP'li vekillerin hemen her birinin kendi bölgelerinden değil, örgütün belirlediği farklı illerden aday gösterilip seçtirildiği düşünüldüğünde, zorlukları da anlaşılıyor. DTP'nin varlık sebebinin PKK olduğu gerçeği hâlâ ortada duruyor. O alandaki güç gösterisi de ister istemez sürüyor.
***

Ve nihayet Ankara'da, Mahmur Kampı'na bakış da giderek şekil ve içerik değiştiriyor. Kamp, kadın ve çocukların sığındığı geçici yerleşim yeri olduğu kadar, terör örgütü mensuplarının konaklama merkezi olarak da görülüyor. Türkiye'ye dönmek isteyenlere kapıların açılması biraz da Mahmur'dakilerin örgüt kontrolünden kurtarılması arzusundan kaynaklanıyor. Anketler, 5-6 bin kişinin gelmeye hazır olduğunu gösteriyor. Sınırda kurulması planlanan geçici kabul merkezleri de kitlesel girişlerin başlayacağının işareti sayılıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN