OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Gündem sıkışması

Türkiye'nin gündemi dar bir kulvara giriyor. DTP hakkındaki kapatma kararı siyaseti kızıştırıyor. Takvimler, özellikle 2010 baharına gelip takılıyor. Sancılı devam eden demokratik açılımın ilk etabına yönelik bilançonun gelecek yılın baharında çıkarılacağını bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan söylüyor.
Kıbrıs sorununun 2010'un ilk çeyreğinde şu veya bu sonuca bağlanacağı anlaşılıyor.
Ve nihayet, 1915 Olayları'nın ABD Kongresi'nde ısıtılıp Türkiye'nin karşısına çıkarılacağı, Ermenistan'la imzalanan protokollerin TBMM onayına sunulması için dış baskının artacağı görülüyor.

***

Başbakan Erdoğan'ın ABD ziyareti, yukarıdaki yakın gündemin tüm izlerini taşıyordu. Gezinin en önemli kazanımı terörle mücadele eksenli idi. Amerikan sistemindeki bir incelik bu vesile ile ortaya çıktı. Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini değiştiren 5 Kasım 2007 tarihli Bush-Erdoğan görüşmesinde alınan kararların, esasen dönemsel olduğu fark edildi. Bir başka deyişle "PKK'nın ortak düşman ilan edilmesi ve anlık istihbarat paylaşımının" Başkan Bush'un direktifiyle hayata geçtiği ve sadece o dönemi bağladığı anlaşıldı. Başkan Obama'nın da Türkiye için stratejik ağırlık taşıyan iki yıl önceki direktifi güncellemesi kayda değerdi.
***

Beyaz Saray buluşması "kazan kazan" stratejisinin inceliklerini de yansıtıyordu. Obama "Yeni Afganistan Planı, nükleer İran tehlikesinin bertaraf edilmesi, Irak'tan asker çekilmesi ve füze kalkanı projesi" için Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor. Ankara ise "Irak'ın kuzeyinden terör örgütünün tasfiyesi, insansız hava aracı tahsisi, Kıbrıs sorunu ve Azeri-Ermeni ihtilafının aşılması" için ABD'nin desteğini önemsiyor. Eskiden kriz çıkaran "yöntem farklılıkları" ise "model ortaklık" çerçevesinde birlikte çalışma esaslarına dönüştürülüyor.
***

Başbakan'ın ABD programını gölgeleyen iki konu, terör örgütünün Tokat-Reşadiye'deki hain saldırısı ve Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy'un merkeze alınması oldu. Geleneksel Dışişleri yaklaşımı, liderler düzeyindeki görüşmelerde "devletin hafızasını temsil eden" büyükelçinin bulunması üzerine kurulu. Oysa Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun tarzı, "Siyasi sorumluluk bende. Yarın bir şey olsa hesabını ben vereceğim" şeklinde. İşin özündeki ayrılık, "devlet-hükümet" çelişkisine dönüştü. Erdoğan'ın, "Obama ile ikili görüşmede Ahmet Bey de bulunsun" talimatını hayata geçirmekte isteksiz davranan büyükelçi profili için kaçınılmaz son yaşandı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları