OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Halden ve dilden anlamak

Ankara, iki dil denemesi yapan ama aynı dili konuşamayan siyaset tarzı ile büyük bir sınavdan geçiyor. Kritik baraj olarak gösterdikleri KCK Davası'nda Kürtçe savunma istemi ve tahliye beklentisi karşılanmayınca BDP'li vekiller, bu kez TBMM'yi prova sahnesine dönüştürdü. Grup toplantılarında başlayıp, Genel Kurul'a kadar taşınan Kürtçe mesaj trafiği ile murat edilen acaba nedir? Türkiye'nin zenginliğinin yansıması mı, yoksa gizli ajandanın yeni bir sayfasının açılması mı? Kürt kimliği ile var olan vatandaşların kendilerini ifade özgürlüğünü mü tartışıyoruz, yoksa çatallı dille, ülke içinde yeni bir kurucu etnik unsur yaratmayı mı?

***

Dün, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri verilirken, "çift dilli" Türkiye arayışına karşı, devletin güncel kodlarını görme imkânı bulduk. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, her zamanki sağduyulu yaklaşımı ile Genel Kurul'da Türkçe hitap etmenin zorunluluğuna değindi ve "Resmi dil Türkçe'dir" vurgusunun ötesinde, keskin bir dil kullanmamaya özen gösterdi. Kürtçe için, "Tiyatroda, kitapta olur. Türkiye'nin zenginliğidir" derken sanki, barış içinde bir arada yaşama iradesi ile ayrışma çabası arasındaki ince çizgiye de işaret etti.
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ise tam anlamıyla bam teline dokundu. Şahin, Meclis'te Kürtçe konuşma girişimleri için "Türkçe ve Kürtçe iki ayrı dildir. Buradan hareketle TBMM'de Türkler ve Kürtler olarak iki kurucu millet vardır" tezine meşruiyet kazandırma niyetine dikkati çekti.
***

Kürtçe bile konuşamayan ama Kürt realitesine Meclis'te vekalet eden isimlerin ortak paydası, Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar indirgedikleri sözde kayıpları telafi etmek üzerine kurulu. Bir başka deyişle, "Cumhuriyeti Türkler ve Kürtler birlikte kurdu. Ama sonra Kürtler dışlandı. Şimdi, Cumhuriyet'in attığı kazığı çıkarma zamanı" iddiası alttan alta hissediliyor. Cumhuriyet'in kazanımlarını ve değerlerini ıskalayan bu tarz, bir dönemin sakat zihniyetinin yanlış uygulamalarını topyekûn hesaplaşmaya dönüştürmeye uğraşıyor. Bugün, devletin en yetkili isimlerinin sivil-asker farkı olmaksızın kabul ettiği ve telafisine özen gösterdiği tarihi hataları, Cumhuriyet'in tamamına mal etmenin anlamsızlığı ortada.
***

Ve en önemlisi ulaşılan demokratik düzey. "O aşamaya, silah ve kan dökme yoluyla veya o güçten cesaret alan siyasi aktörlerin çabası ile ulaşıldı" diye bakılıyorsa bu büyük hata olur.
Bu noktada, Cumhurbaşkanlığı Ödülü alan, yıllarını ABD'nin seçkin üniversitelerinde geçirmiş ama Türkiye ile bağlarını koparmamış Prof. Dr. Cemal Kafadar'ın aktarımları o kadar kıymetli ki...
"Çoğu gurbette geçen uzun yıllar boyunca tarihimi, kültürümü, dilimi vatan etmeyi öğrendim, vatanımı zihnimde taşıdım... Bir Cumhuriyet çocuğu olduğum için çok mutluyum. Benim çocukluğuma göre çeşitli hassasiyetlerin çok daha rahat ifade edilebildiği, bu hassasiyetlerin bir arada yaşama iradesinin çok daha bilinçli bir şekilde benimsenebildiği bir Türkiye olduğunu görüyorum.''
Günümüz Türkiye'sinde, demokratikleşme adımlarının Kürtleri cesaretlendirdiğini, neredeyse arsızca konuşmaya teşvik ettiğini savunan ve ciddi ciddi kaygılanan milyonlar var. Oysa gerçek durum, görünenden farklı. Halihazırda birçoğumuzun duymaya bile tahammül edemediği o fikirler, gizli gizli paylaşılıyor, devletin sadece istihbarat ve güvenlik birimlerinin kontrolünde tutuluyordu. Gelinen noktada, Türkiye geç de olsa gerçekleriyle yüzleşiyor. Ötekilerin iç dünyasını ürkerek de olsa keşfediyor. Hoşgörüyü, farklılıkları benimsemeyi öğreniyor. Hatta sabırlı da davranıyor. Ama unutulmasın ki, bu sabırlı ve sessiz yığınların, ülkeyi yavaş yavaş bölünmeye götürecek taleplere kapısı kapalı olmaya devam edecek. Milleti test etmek yerine makulde buluşmak tek çıkar yol gibi...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.