MELİHA OKUR

Ekonomideki gerçek değişim!..

Biz Türkler, çift haneli enflasyonu iyi biliriz. Kolay mı? 34 yıl boyunca yüksek enflasyonla yaşadık. Enflasyon ahlakımızı bozdu. Bu sayede fırsatçılığı, stokçuluğu öğrendik. Bu illet 1969'da baş gösterdi. Hatta 1970'lerin başında Başbakanlık yapan, sonra uzun yıllar Akbank'ın yönetim kurulu başkanlığını da yürüten Naim Talu, "Biraz enflasyondan ne çıkar" bile dedi.
Yüksek enflasyon döneminde Türkiye parasızlıktan kavruldu. Fakat parasızlık bizi kamçılıyor olsa gerek. Paranın olmadığı yüksek enflasyon döneminde otoyollar, barajlar, pek çok fabrika yaptık. GAP gibi bir projeye imza attık. Enflasyon tarihimizde dönüm noktası 2001 kriziydi. Böylece küresel dünyaya entegre olduk. Güçlü ekonomiye geçiş programıyla yüksek enflasyondan kurtulduk. Yedi yıldır "tek haneli enflasyonla" yaşıyoruz. Bu dönemde ülkeye oluk oluk sıcak para girdi. Ama biz gelen sıcak parayı taşa toprağa bağladık. 260 alışveriş merkezi kuruldu. Ama bir tek büyük bir teknoloji yatırımına imza atamadık. Artık ara ve yatırım mallarını ithal ediyoruz. Üretemiyoruz...

***
Son dönemde "Üç saatlik uçuş ekonominin lideriyiz" diye hava atıyoruz. 9.4 trilyon dolar potansiyeli olan bir bölgede, lider olmayı sağlayacak bir argüman üzerinde çalışmıyoruz ki!
Baştan söyleyelim. ABD, Irak'ta kaldığı sürece Türkiye'ye para girişi sürer. ABD, Irak'tan çekilse bile komşu "İran" gerilimi para akışını sürdürmeye devam eder. Türkiye'de et fiyatları tırmanmış, pirinç fiyatları uçmuş, mali piyasalara ne!
İran gerilimi sıcak para için yeter... Oysa Türkiye ev ödevlerini yapmak zorunda. Türkiye'de yatırım/tasarruf eğilimi düşük. Gelir dağılımı bozuk. Yatırımların sektörel dağılımı ve kaynak tahsisinde problem var.
Az mı?
Profesör Roubini açık açık, "Türkiye iç pazarın büyüsünü keşfetmeli, en büyük gider kalemi olan enerji ve petrol politikasını gözden geçirmeli. Aksi takdirde hep cari açık paranoyası yaşayacak" diyor.

***
Peki Türkiye ne yapıyor?
Merkez Bankası krizden çıkış stratejisini uyguluyor. Piyasadan para çekiyor. "Tek derdim fiyat istikrarı!'' diyor. Dolar kuru 1.500 liranın altına inmiş, derdi değil. Fakat bizim üreten kesim, "Gerçekçi kur politikası" diyor. Başka bir şey istemiyor.
Gelin görün ki, siyasetçi ekonominin kaynak tahsisi konusunda sürekli yanlış veri üreten mali kesime odaklanmış. Gözü başka bir yer görmüyor. O yüzden diyoruz ki, Türkiye de artık ABD'de olduğu gibi mali piyasalara "Dur" demeli. Ekonomi yönetimi mali sistemin oluşturduğu buzdan duvarı kırmayı denemeli. Çünkü Türkiye hızla üretimden uzaklaşıyor. Tehlike bu...
Türkiye'de üretilen toplam katma değerin yüzde 13'ü mali sisteme ait. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Artık spekalüsyon üzerinden elde edilen kâr göz ardı edilmeli. Krizden çıkarken üretim açığımızı kapatmak için ekonomideki gerçek değişimi fiziki büyüme ve istihdam üzerinden yapmalıyız.
Başka çıkış yolu yok!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN