REFİK ERDURAN

Ahmak değilsek...

Boks maçı nedir?
Kurallarla sınırlandırılmış görünmesine bakmayın. Bal gibi dövüştür.
Seyredenler ne bekler, ne ister?
Nakavt. Dövüşçülerden birinin yere serilmesi, sedyeyle götürülmesi. Ötekinin yumruklarını havaya kaldırarak zıplaması, beline zafer kemeri takılıp eline kupa verilmesi.
Onlar yaşanınca herkes bir doyum duygusuyla ayrılır salondan.
Dışarıdaki çatışmalar ise nadiren o kadar net bir sonuca ulaşır. Kesin zafer kazanan olmaz; taraflar zararlı çıkmada eşitlenir genellikle.
Yıllar önce bir trafik kazasından sonra tanık sıfatıyla tutanak imzalamam gerekmişti. Çarpışan arabaların sürücüleri iki genç erkekti.
Gördüğüm kadarıyla ikisi de kabahatliydi; o zamanlar zorunlu olmadığı için sigortaları da yoktu. Kaza yerinde "Anlaşın da karakolluk olmayın" demiş ama dinletememiştim.
Hayli zaman sonra biri ek tanıklık istemek için kapıma geldiğinde sinir içindeydi. Günlerce oradan oraya koşmak ve ona buna para yedirmek, bir tartışma yüzünden "memura hakaret" davası açılınca avukat da tutmak zorunda kalmış. Araba tamirinin gerektireceğinden fazla harcamış sonuçta. "Muayenede içkili bulunduğu için" öteki sürücünün başı daha da büyük dertteymiş.
"İkimiz de avanaklık ettik" dedi.
Estağfurullah demedim.

***
Bugün Türkiye'de büyük çoğunluk kendi derdinde; "kamplılaşan" fanatikler azınlıkta. Onların hasım bellediklerini suçlarken çizdikleri keskin ve abartılı çizgiler genel tabloda yok. O kadar belirgin "taraflar" da yok.
Ama diyelim ki var. Ona göre düşünelim, açık konuşalım.
A Tarafı'nın hızlı amigoları ne söylüyorlar?
"B'lilerin niyeti ülkeyi İran yapmak. Onlar durdurulmalı!"
Varsayın ki öyle yapıldı. Sabırlar tükendi, iç ve dış tepkiler göze alındı, tankla mankla ezildi B Tarafı.
Sonuç ne olur? Önerenlerin gözüyle dahi, zafer mi?
Anında ağırlaşacak sorunları, büsbütün daralacak ekonomiyi, kaçınılmaz olacak özgürlük kısıtlamalarının hızla yoğunlaştıracağı hoşnutsuzluğu gözünüzün önüne getirin. Ve uzun zaman ertelenemeyecek seçimlerin sonuçlarını...
Bir de tersini düşünün. B Tarafı'nın hızlı avukatlarının derdi ne?
"A'lılar baskıcı saltanatlarını sürdürüyor. Kendi düzenimizi kuralım!"
Gözü dönmüşü pek yok ya, varsayın ki var ve istedikleri yapıldı. Kadrolaşma madrolaşma ile şeriat getirildi, genel içki yasağı ilan edildi, tek kadının bile başı açık gezememesi sağlandı. İran olduk.
Peki, Amerika bütün devlet gücünü seferber ettiği halde içki yasağını sürdürebilmiş miydi? Bugün İran'da istikrar var mı? Sağlama bağlanmış mıdır oradaki yönetimin durumu ve huzuru?
Hayır. Kimse için o biçim "zafer" yok 2009'da.

***
Denilebilir ki bunlar doğru ama gündemdeki acil ve pratik tartışma konularını çözüme bağlamak zor.
Ben değil diyorum. Gerçekte tartışmaların dövüşe dönüşmesini kaçınılmaz kılacak kadar somut ve çetin çıkar ayrılıkları göremiyorum günümüz Türkiye'sinde. Öfkeyi serinkanlılığın, inadı aklın önüne geçirmezsek her ama her konuda bütün tarafların işine gelecek çözümler bulunur.
Örnek vereyim. En somut, en güncel çekişme konularımızdan biri:
Kenan Evren yargılansın mı?
"O yaşta adam mahkemelerde sıkıştırılmasın" diyen de var, herhangi bir kimsenin yargılanmasını yasaklayan maddenin bir anayasada yer almasını sürdürülemeyecek bir ayıp sayan da.
Çözüm:
Maddeyi kaldırır, ayıbı siler, ama Evren'i ve başka sorumluları mahkemelere sürüklemezsiniz. Kafa ve vicdan temizliği anlamındaki "yargılama" gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında yapılır.
Herkes sinirlerini dizginleyip bütün "tarafları" rahatlatacak çözümler aramazsa, tartışmalar gerek yokken çatışmalara dönüşürse, sonuçta bütün "tarafların" zarar göreceği kesindir.
Toplumsal ahmaklık olur.
O sıfata layık değiliz diyorum.
Siz ne diyorsunuz?
BİZE ULAŞIN