Çifte standart kullanımı dile de yansır. Dostunuz bir şey yiyip içerken "tadar" ya da "yudumlar"; hasmınız "tıkınır", "ziftlenir", "zıkkımlanır". Biri uykuya dalar, öteki "zıbarır".
Ölümde bile vazgeçilmez bu söz kayırmasından. Sevilen kişi rahmet-i rahmana kavuşurken düşman "geberir".
Ayşe Arman geçenlerde soyunup pozlar verdi. Toplumumuzun geleneksel ölçülerine bağlı çevrelerde aşırı serbestlik ya da teşhircilik sayılabilecek olay güzel meslektaşın yandaşlarınca övüldü, Hürriyet sayfalarında "Ayşe Arman Cesareti" gibi başlıklarla alkışlandı.
Benim gibi sıradan erkeklerin kadın çıplaklığına itirazı olmaz. Ancak her keyfin yeri vardır. Şampanya severim ama yazı yazarken içmem. Çıplaklığın da gazetecilikle bağlantısı yoktur.
Ertuğrul Özkök Ayşe Arman'ı alanımıza getirmekle iyi bir iş yaptı. Çekici olduğu kadar zeki ve değişik kişilikli bir insan Ayşe. Kadın cinselliğini -fiziğiyle değil, kalemiyle- fütursuzca yansıtarak sayfalara yeni bir renk kattı. Başka konularda da profesyonel başarı örnekleri verdiği oluyor.
Ama o kadar. "Çığır açtı" diye abartılacak bir durum yok ortada.
Ayrıca, yanlışı da var. Kendine özgü yönünde ölçüyü kaçırıyor, özel yaşantısının ayrıntılarını açıklamayı itici noktalara vardırıyor, çocuğunu da fazlaca anlatıyor zaman zaman.
***

Soyunma olayı önemli değil. Önemli olan, onun ve Ayşe Arman'ın değerlendirilmesinde bir çevre tarafından sergilenen standart kayganlığı.
"Kırk yaş dönemecinde hâlâ baştan çıkarıcı olduğunu göstermek istemesi normaldir" türünden savunular yazıldı.
Benim yaşım Ayşe'ninkinin iki katı. Komplekslenme mazeretim de öyle.
Peki, avcılık gücümün eksilmediğini kanıtlamak için Afrika'ya gidip aslan vursam, tüfeğimin dipçiğini ve ayağımın tekini hayvanın ensesine dayayıp çektirdiğim fotoğrafları kamuoyumuza sunmasını Erdal Şafak'tan rica etsem, o da sabah kahvaltısında aklını peynir ekmekle yediği bir gün hatırımı kırmayıp resmimi baş sayfaya koysa, altına da "Erduran'ın Yiğitliği" yazdırsa...
Gazetecilik başarısı mı olur bu?
Ertesi gün bütün "refikler" beni de, bu gazeteyi de, genel yayın yönetmenini de tefe koymazlar mı?
***

Efendim, açık söyleyeyim, önemli olan Ayşe Arman da değil. Ertuğrul Özkök.
Marka görgülüsü ve "bon vivant" görünme yönündeki aşırı çabaları dışında, çok iyi bir köşe yazarı olan o meslektaşın önemli bir medya gücünün doruğundaki yayın yönetmeni sıfatıyla Türk basınını etkileyişi tartışmalı. Yazan pek yok ama, her şeyi ucuzlattığını söyleyen çok.
Bence medya tarihimizin en büyük çamını devirdi sonunda. "Uğur Mumcu-Abdi İpekçi gazeteciliğini sona erdirip yerine Ayşe Arman gazeteciliğini" getirdiğini övünerek yazdı.
O da çok önemli değil. Devasa ama, kişisel bir gaf nihayet. Beni kahreden çevresindeki sessizlik oldu. Amiral gemisi unvanlı gazetede ya da o grupta bir kişi sesini yükseltmedi "Sen ne diyorsun arkadaş?" diye.
***

Çoğu konuda 12'den isabet kaydeden Umur Talu dostum geçen hafta genel yayın yönetmenlerinin kendi gazetelerinde yazarlık da yapmasını doğru bulmadığını yazdı.
Tarihimizde ve günümüzde öyle yapan pek çok yazar ve yayın yönetmeni var Türkiye'de. Dışta da örnekleri çok. Newsweek dergisinin başındaki Fareed Zakaria Amerika'nın en başarılı yorumcusu ve medya yöneticisi sayılıyor.
Yani Umur'un görüşü de tartışmalı. Ama bir ayrıntı bu. Önemli olan, tartışılması. Ve gazete içinden tepki almaması.
Yalnız yayın organlarımızda değil, çoğu kurumumuzda başa geçen padişah oluyor çabucak. Doğru dürüst hükümdar olsa ve öyle kalsa, katlanılır. Zamanla Deli İbrahim oluyor. Daha vahimi, gık çıkmıyor çevreden.
Korkmadan, "Günün birinde belki ona işim düşer" diye kişilerden çekinmeden, her şeyi ve herkesi gereğinde adlı adınca konuşabilsek, düze çıkmamız hızlanacak.
BİZE ULAŞIN