REFİK ERDURAN

Bir mihenktaşı

Kimilerinin aklı gerçekten mi karışık, yoksa başkalarının aklını karıştırmaya mı çalışıyorlar?
Medyada yer yer Kenan Evren avukatlığı aldı yürüdü birdenbire. İki gerçek vurgulanmakta:
1. Her gün çok kan dökülmesine neden olan anarşi darbeyle durduruldu.
2. Darbeden sonra bütün gazetelerde "Rahat nefes aldık" diye yazılar yayımlandı.
Evet, gerçek ikisi de. Ama sonradan açığa çıkan başka gerçekler birçok soruyu gündeme getirdi:
Anarşi nasıl oluşmuş, nefesler nasıl daraltılmıştı?
Karışıklığın yıllar yılı tırmanıp gitgide kanlanmasına niçin seyirci kalınmıştı? Darbe yapmadan, sıkıyönetim ilanıyla durdurulamaz mıydı gençlerin kıyımı?
Günün Amerikan yönetiminin üst kademelerinde "Our boys won" diye ellerin ovuşturulmasını sağlayan "oğlanlar" kimlerdi?
Kuklacılarla kuklalar arasındaki ipler ne mene şeylerdi? Nasıl işliyordu ip düzeni?
Yargılama olmasa bile tartışmalarda öyle sorulara yanıt aranmalı. Amaç geçmişe dönük kan davası gütme değil, günümüzde kafa berraklığı ve ortam temizliği.
O amaca ulaşmada ilk adım medyamızın kendi geçmişine de dürüstçe bakabilmesi, hiçbir gerçeği unutkanlık rafına kaldırmamasıdır.

***

Yıl 1988. Ülke normale dönme çabasında. Ama Kenan Evren hâlâ Cumhurbaşkanı.
Turizm mevsimini açmak için Trabzon'a gidiyor, herkes artık yatıştırıcı ve birleştirici bir şeyler söylemesini beklerken yine 12 Eylül öncesine dönülmesi olasılığından söz ederek "Bizi kurtaracak kuvvet Silahlı Kuvvetler'dir" diyor.
O dönemde acayip etkili bir yayın organı olan Nokta dergisinin başında Ercan Arıklı. Yayın Kurulu'nda Hıncal Uluç var. Görsel yönetmen Salih Memecan. Kültür sorumlusu Haşmet Babaoğlu.
Dergi yayımladığı bir duyuruyu imzaya açıyor:
"Biz aşağıda imzası bulunanlar, koşullar ne olursa olsun parlamenter sisteme yönelik her türlü askeri müdahale girişimine kesinkes karşı olduğumuzu, çözümlerin demokratik sistem içinde bulunması gerektiğine inandığımızı açıklıyoruz."
İmzalayan gazeteciler -alfabe sırasıyla- şunlar:
Cüneyt Arcayürek, Duygu Asena, Savaş Ay, Güneri Cıvaoğlu, Yalçın Doğan, Yavuz Donat, Atilla Dorsay, Refik Erduran, Teoman Erel, Atilla Gökçe, Mazlum Göknel, Jülide Gülizar, Uluç Gürkan, Ümit Gürtuna, Nazlı Ilıcak, Ahmet Taner Kışlalı, Zülfü Livaneli, Güngör Mengi, Uğur Mumcu, Zafer Mutlu, Orhan Tokatlı, Rahmi Turan, Hıncal Uluç, Abdülkadir Yücelman.
Kaybettiklerimiz ve bildiğim kadarıyla basında halen aktif olmayanlar dışındaki 13 kişinin 6'sı bugün SABAH'ta. Alın bir "seçme nedeni" daha! (Kimseyi kınamak için söylemiyorum tabii. İmzaya davet kampanyasının dışında tutulmuş olabilecek pek çok değerli meslektaş var.)
Dergi, imzalamayanların listesini de yayımlamış. "Kendi yazmadığım metni ve toplu imzayı prensip olarak reddediyorum" gibi haklı sayılabilecek özürlerin yanı sıra ilginç nedenler de bildirilmiş.
Haldun Dormen: "Hiçbir politik aktiviteye katılmama gibi bir prensip kararım var." Hilmi Yavuz: "Devlet memuruyum." Perran Kutman: "Bu bildirilere yürekten katılıyorum. Ama yozlaştığı kanısıyla imza atmıyorum." Ulaştırma Bakanı Ekrem Pakdemirli: "Ben iyice incelemeden bu tür şeylere ayaküstü imza atmam." Barış Pirhasan: "Deklarasyonun kendisi bir darbe zaten." ANAP milletvekili Ali Topçuoğlu: "Ben kimim ki? İmzalasam ne olur, imzalamasam ne olur?" Sanayi ve Ticaret Bakanı Şükrü Yürür: "Ben duymamış olayım. Sen sormamış ol."
Basın için daha iri puntolu ayrı bir köşe açılmış. Orada Ertuğrul Özkök şöyle diyor: "Zamanında yapılması gerekirdi. Bu ortamda doğru bulmuyorum."
Haklı bir söz olabilir. Elverir ki hangi ortamda neyin doğru olduğunu bugün artık kavrayalım.
BİZE ULAŞIN