REFİK ERDURAN

Arz-ı hal

Dilekçenin eski adı olan arzuhal sözcüğünün aslı: Arz-ı hal. Durum bildirimi.
Gazete yazılarının en sevdiğim türü de ona en benzeyenidir. Yazarın kendi temel gerçeklerini açık yüreklilikle, cesaretle, dertleşircesine okurla paylaşması. Dün Umur Talu'nun yaptığı gibi.
Bugün sizinle öyle dertleşmek istiyorum.

***

Babam iyi yürekli ama barut gibi bir adamdı. Annemle fırtınalı bir geçmişleri olmuş. Onu hem çok sever, hem sözle hırpaladığı zaman yeri göğü inletirdi. Kimi gece ablamla yorganı başımıza çeker, birbirimize sarılıp ağlardık.
Herhalde o yüzden benim de öfke ayarım arızalıdır. Huyumu bildiğim için çatışmaya girmemeye çalışırım; ama kaçınılmaz olduğu durumlarda frenim tutmaz.
Zamanla öyle durumlardan büsbütün uzak durmayı öğrendim. Yalnız arızanın bir başka sonucu yoğunlaştı içimde: Gerginliğe alerji.
Kendimle kişisel ilişkisi olmasa da, havaya yayılan kavga kokusu ruhumu bulandırır. Bir tren yolculuğunda kompartımanımdaki kişilerden ikisi birkaç cümleyle tartışıp küsüşse, restorana kaçarım.
Evliliklerim ve sürekli ilişkilerim hep öyle sona erdi. Tatsızlık baş gösterir göstermez kapıya yöneldim.
***

Uzak olmayan geçmişte dünya cenneti Kaliforniya'da Milliyet Haber Bürosu şefliğini yaparken film ve televizyon yazarlığından para kırıyor, Berlusconi'yi şaşırtacak kadar da yoğun serüvenler yaşıyordum.
Fazla bal yemiş gibi içim bayıldı, yurdumu özledim, tiyatromuza katkılar sürdürmek hayaline de kapıldım. Annemin "Tiyatro burada eskisi gibi değil" uyarılarına kulak asmayıp döndüm Türkiye'ye.
Turgut Özakman da bana "Ne yaparsan yap, TRT'den ve Devlet Tiyatrosu'ndan uzak dur" demişti. Elmas değerinde kardeş öğütüymüş.
Dönünce kendimi inanılmaz derecede anlamsız ve düzeysiz bir hırgür girdabının ortasında buldum. Tiyatronun resmi sektöründe de, özelinde de Muhsin Ertuğrul idealizminden eser kalmamıştı. Sanatçı denen insanların birçoğu kopkoyu bir sevgisizlik ortamında birbirine diş biliyordu.
Kapıldığım hayallerden biri de Ankara'ya yerleşmekti. Köpek düşkünüyüm; onun için bahçeli ev gerekli. Başkentte aklı başında insanlar tarafından kurulmuş, kısa sürede üyelerine villa vereceğini açıklayan bir kooperatif bulunca ona girdim.
Çok geçmeden içinde kavga çıktı, üyeler birbiriyle mahkemelik oldu.
Çocukların eğitim düzeni İstanbul'da kurulunca Ankara'dan vazgeçtik. Dairemizi ve kooperatif hissesini satıp üstüne kredi de ekleyerek alabileceğimiz bir bahçeli evi İstanbul'da aradık. Ve bulduk.
Şimdiki yerimizden birkaç dakika ötede, güpgüzel bir sitenin içindeydi. Evlerin bahçesi ve garajı, sitenin olimpik havuzu vardı.
Parasını toparlamaya çalışırken bir bankacı dosttan uyarı geldi: "Orada kavga çıkacak." İnanmadım. Ne kavgası?
Yanıt önceki günkü Milliyet'in baş sayfasındaydı. Söz konusu site sakinleri de ikiye ayrılmışlar. Bir bölümü havuzda yüzmek istiyor, bir bölümü "Hayır, süs havuzudur" diyormuş. Mahkemelik olmuşlar.
***

Dostlar, romantik barışçı değilim. İnandığım ilkeler uğruna kelleyi koltuğa aldığım çok oldu.
Hır çıkar elbette. Ama bağdaştırılamayan çıkarlar yüzünden çıkar.
Bizde piknik yapan iki aileden birinin topu ötekinin yanına gitti diye kan gövdeyi götürüyor. Acayip öfkesi burnunda insanlar olmaktayız.
Her şeyden, ama her şeyden gırtlak gırtlağa geliniyor Türkiye'de.
Bunalıyorum.
Başıma çekecek yorgan da yok.
SABAH'a toplumumuzun akıl yoluna çağrılmasına buradan belki azıcık katkıda bulunabilirim diye geldim. Ahir vakit dağlarımın ardındaki son umut bu.
Fos çıktığını görürsem ne halt edeyim, söyler misiniz?
Bu yaşımda çoluk çocuğu toplayıp makul ülke arayışına mı çıkayım?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN