REFİK ERDURAN

Pirincin taşları

Dünyada bütün tercihler iki seçenekli olsaydı ne kafalarımız zorlanırdı, ne vicdanlarımız. Her durumda akla karadan birini seçiverip rahat ederdik.
Ama dünya alacalı bulacalı. Kimi zaman karar verirken sayısız renk ve ton nüansını gözden geçirmek zorundasınız. Hele bizimki gibi binbir değer yargısının birbirine dolanıp düğüm olduğu ülkelerde.

***

Rauf Denktaş'ın Nuh deyip peygamber dememe huyunu bilirim ama kırk küsur yıllık dostumdur. Türk'ün onurunu haksızlık ve küstahlıklara karşı sağlam iradeyle korumuş bir kahramandır gözümde.
Askerlerin "Asmayalım da besleyelim mi" diyebilme gibi özelliklerini bilirim, ama ömrümde tanıdığım şövalye ruhlu kişiler de onlar arasından çıktı. Öylelerine büyük saygı ve sevgim vardır. Avrupa'nın vahşi, sömürgen, kaypak yanlarını bilirim ama uygarlığına da hayranımdır. Çıkarlarımızın ve onurumuzun gözetilmesi koşuluyla, kulübüne üye olalım isterim.
Bu, madalyonun bir yüzü. Gelelim öbür yüzüne. Hasan Cemal de bağımsız kafasını, "Kim ne der" diye hesap yapmadan doğru bildiği yolda yürümesini beğendiğim bir dostumdur. Önceki gece CNN'de KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'la konuşmasında çarpıcı şeyler geldi gündeme. Çankaya'da Şubat 2003'te toplanan Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve G.Kurmay Başkanı Özkök vardıkları kararı Lahey Zirvesi'ne gidecek olan KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a bildiriyorlar: "Annan Planı'nı kabul edelim."
Denktaş ise planı reddedeceğini açıklıyor yola çıkmadan. M. Ali Talat onun "derin çevrelerden telkin" aldığını söylüyor. Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in o dönemdeki darbe hazırlıklarını kapsadığı iddia edilen günlüklerine göre, telkinin kaynağı Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman.
Bir iddia da, Denktaş'ın başdanışmanı Prof. Mümtaz Soysal'ın TÜSİAD'ın Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası'na "yüzünde gülücüklerle" şöyle dediği: "Türkiye'nin AB macerası artık sona ermiştir." Ve zamanın Yunanistan Başbakanı Simitis'in anılarında "Denktaş planı reddetmekle Helenizme katkı sağladı" diye yazdığı...
Tüm bunları nasıl değerlendireceğiniz görüş açınıza bağlı. "Silahlı Kuvvetler kendi ipoteklerinin gevşetilmesinden çekinerek AB'ye girişimizi baltalamaya çalışmış" der, Hasan Cemal ve M. Ali Talat'a inanıp onlarla saf tutarsınız. Eğer Atatürk mirası yok edilerek şeriat getirilmek istendiğini, bunu önlemek için her şeyi yapmanın mubah olduğunu düşünüyorsanız "karşı tarafta" yerinizi alırsınız.
Oysa konuyu böyle "Akla karadan birini seç" diye koymak ülkeyi kavgaya ve çıkmazlara götürüyor. Hasan Cemal'in de, Rauf Denktaş'ın da haklı olduğu yerleri görmek, askere düşmanlık körüklemeden Avrupa'ya girmenin yollarını aramak, karşıtlıkları çözümlere doğru yakınlaştırabilmek gerek.

***

Basınımıza o yönde büyük görev düşüyor şu kavşakta. Etkili yayın organlarının akla karacılıktan kaçınıldığı, nüansların incelendiği, her şeyin açıkça konuşulduğu tartışma alanları olması, kamuoyunu arenalıktan çıkarıp forumlaştırması şart. Sabah'ta yazmayı ondan seçtim.
Yazık ki pek çok köşe, işlevini yıllar önce yitirmiş renk körlerinin elinde hâlâ. Vakfının üyelerinden olduğum Cumhuriyet'te bir edebiyatçı dün Taraf gazetesini kınarken bakın ne yazdı:
"Taraf yalnız değil, Radikal var, Zaman var, Vakit var, Bugün var, Sabah var... ötekiler var! Her birinde onlarca köşe yazarı, ellerinde kalem mi, mezar kazıcı mı, her neyse, Atatürk Cumhuriyeti'ni temellerinden değiştirmek, bambaşka bir niteliğe dönüştürmek çabasında."
Birbirinden çok belirgin özelliklerle ayrılan yayın organlarını aynı çorbaya karışmış şehriye harfleri gibi gören bu arkadaş, elinde kalem mi, kepçe mi, her neyse onunla kâğıtlara bir şeyler bulaştırarak okurlara yol gösterecek.
Türkiye'nin her şeyden önce bir medya reformuna ihtiyacı var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN