REFİK ERDURAN REFİK ERDURAN

Tam puan alacaksak...

Kamuoyumuzda yeni nesle yönelik bir muhabbet edebiyatı oluştu. Gençlerimiz umudumuz, gözbebeğimiz, canımız ciğerimiz.
Onları öyle seviyoruz, öyle seviyoruz ki... Bildiğiniz gibi değil.
İyi de, sevmek ne demek? Lafla sırtlarını sıvazlamak yeterli kanıt mı? Yoksa somut uygulamalarla esenliklerini sağlamak mı gerekir?
Biliyorsunuz, yaşantılarında başlıca uğraş eğitim. O alanda başarıyı birkaç yanıt arasında doğruyu bulma ezberciliğine bağlayan sınavlarla ve gençlere nefes alacak zaman bırakmayan dershane çilesiyle pek sevdiğimiz yeni neslin kafasını körletmekte, ömrünü zehir etmekteyiz.
Peki, o zırva sistemin sınavları kendi içlerinde tutarlı mantığa sahip olmalarını sağlayacak özenle hazırlanıyor mu bari? İçeriklerine hiç göz attığınız oldu mu? "Doğru" seçeneklerin doğruluğunu kontrol ettiniz mi?
Bir örnek vereyim de, kendinizi ve sistemi bir zahmet sınayın bakalım.

***

Eğitim darboğazlarının Sırat köprülerine hazırlanan çocuklarımızın ağızlarında "500 çekmek" diye bir deyim var. Soruların hepsini doğru yanıtlayıp 500 tam puan almak anlamına geliyor. Benim sekizinci sınıftaki oğlum da o serabın peşinde.
Geçen gün bir deneme sınavından çıkıp eve gelince "doğrular" anahtarına bakıp kendi yanıtlarını kontrol etti; yüzü altüst oldu.
Tam puanı tek "yanlış" ile kaçırmış. Yanılgısının hangi ders konusunda olduğunu sordum. "Türkçe" deyince meraklanıp soruyu görmek istedim. Siz de buyurun:
Numaralandırılmış cümlelerde "kötü" sözcüğü kaç farklı anlamda kullanılmıştır?
1. Odayı kötü bir parfüm kokusu sardı.
2. Kıza söylemedik kötü söz bırakmadı.
3. Bu oğlan, bu kıza kötü tutulmuş.
4. Lütfen, lafımı kötüye çekmeyin.
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4
***

Evet, ne diyorsunuz?
Kötü sözcüğü "parfüm" ve "söz" için aynı anlamda kullanılmış olduğuna göre, 3 farklı anlam sayıp "C" dediniz herhalde. Ben de öyle dedim.
Yanlışmış efendim. Doğru yanıt "D" imiş.
Neden?
Belli değil. Soruşturdum. Açıklamasını yapan bir sorumlu bulamadım.
Belki küçük bir ayrıntı üstünde durmamı yadırgar, hatta minik bir ego zedelenmesini mesele yaptığım zehabına kapılırsınız.
Ama düşünün lütfen. Yüz binlerce Türk genci lise ve üniversitelere girebilmek için tatilden, dinlenmeden, eğlenerek çocukluklarını yaşamaktan yoksun kalarak yıllar yılı okullarda, dershanelerde, evlerinde kafa patlattıktan sonra böyle sınav süzgeçlerinden geçiyorlar.
Eğitim sürecinin sonucu kimi zaman tek yanıtın değerlendirilmesine bağlı oluyor. "Yanlış" dediniz mi, bitti! Başarısızlık kuyusuna itiliveriyor delikanlı ya da kız. Kendi yanlış düzenlenmiş, hiç değilse yoruma açık bırakılmış sorular yüzünden profesyonel bir yazar çuvallarsa, öğrencilerin şansı ne kadar olur?
***

Bugünlerde kısmetim Recep Tayyip Erdoğan'a ilişkin kitaplardan açılmış olacak ki, iktidar partisinin Tanıtım ve Medya Başkanlığı'nca hazırlanmış "Başbakan'ın Konuşmalarından Seçmeler" çıktı postadan.
Tayyip Bey 24 Eylül 2005 günü 1001 Okul Açılışında şunu söylemiş:
"Eğitim bizim bir numaralı sorunumuzdur.
Türkiye'de eğitimde çağın gerektirdiği yüksek standartları, yaygınlığı, etkinliği yakalayamazsak diğer alanlarda da gelişmeyi ve ilerlemeyi sağlayamayız."
Başbakan'ın bu doğru söz uyarınca Türkiye'de eğitimin sınavlar kaosundan kurtarılıp yüksek standartlara kavuşturulması için bir reform başlatmasını istemek fazla beklenti mi olur dersiniz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.