REFİK ERDURAN REFİK ERDURAN

Nötron kavşağı

Bugünlerde son yılın muhasebesini yapma geleneği gözetilirken "Kimler öldü?" sorusu da gündeme gelmekte.
O listedeki en önemli adlardan birinin üstünde hiç durmadı bizim medyamız: geçen ay 89 yaşında dünyamızdan defolan Samuel Cohen.
Biliyorum, ölenin arkasından öyle konuşulmaz. Kural dışına niçin çıktığımı anlatacağım.
Aslında son yılın değil, son yüzyılın hesabı iyi yapılmalı. Çünkü tarihin en müthiş dönemiydi. Kapsadığı olayların etkisi günümüzde sürüyor; gitgide ağırlaşarak yarınlarımızda da sürecek.
O gelişmelerin en belalısı -sözün gelişi değil, somut biçimde- insanlığı yok edebilecek tek araç olan nükleer silahların icadıydı.
Çeşitleri var kıyamet cihazlarının: Taktik amaçlılar... Stratejik menzilliler... Atom bombası... Hidrojen bombası... Bir de, nötron bombası.
Samuel Cohen işte bu sonuncunun mucidiydi.
Dünyanın başına sardığı, bereket versin henüz hiç kullanılmamış olan Azrail oyuncağının büyük marifeti şu: insan öldürürken nesnelere zarar vermiyor. Patlamasının etki alanındaki bina yıkılmıyor da, içinde yaşayanlar yaşamaz oluveriyor.
Çünkü sırrı ısı ve darbe gücü değil, saldığı nötron adlı atom parçacıklarının canlılar üstündeki tahrip etkisi. Radyasyonu da çabucak dağılıp yok olan türden. Yani nötron bombası patlayınca çevrede örneğin otomobiller sağlam kalacak. Patlatanlar radyasyon dağılınca sürücü ve yolcu ölülerini hendeklere atacak, arabalara binip gidebilecekler.

***

Harika buluş açıklanınca patırtı koptu. Bunun o zamana kadar göze alınamaz sayılan nükleer savaşı düşünebilir duruma getireceğini, tehlikeyi kat kat artırdığını söyleyenler vardı.
Cohen ise icadıyla övünüyor, bombasının "tarih boyunca üretilmiş en akıllı ve etik silah" olduğunu iddia ediyordu. Birkaç ay önce New York Times gazetesine verdiği demeç de inadından vazgeçmediğini gösterdi:
"Mantığa uygun tek nükleer savaş nötronla yapılandır. Çünkü sona erdiği zaman dünya yakılıp yıkılmamış olur."
Karşıtları hiç öyle düşünmüyor, insan canı alırken mala mülke zarar vermeyen bombayı "kapitalizmin ideal silahı" sayıyorlardı. Dönemin Sovyet lideri Nikita Kruşçev şöyle dedi:
"Bu neye benziyor, biliyor musunuz? Bir adamı öldürürken ceketinin kan lekesi olmaması için özen göstermeye. Çünkü katil o ceketi yürütecek."
***

Evet, çağımızda ahlak ile teknoloji birbirine dolandıkça düğüm olmakta. İnsan zekasıyla yaratılan gelişmelerin yol açtığı sorunlar kimi zaman ahret soruları gibi dikiliyor insan vicdanının karşısına. Çoğu kez artılarla eksileri eşitleyen çift yönlü bilmeceler biçiminde.
İşsizliğin ve yoksulluğun azaltılması için ekonomilerin hızla genişlemesi gerek. Ama teknik olanakların da kullanılarak çevrenin mahvedilmesine, gezegenin hızla tüketilmesine değer mi?
Nüfus artışının dizginlenmesi tek çözüm gibi görülecek er geç. O amaçla totaliler önlemlerin alınabilmesi için özgürlüklerin de kısıtlanmasına, demokrasinin zedelenmesine değer mi?
İnsan klonlanması tıp araştırmalarına, yedek organ üretimine, hastalıkların yenilmesine yararlı olur. Ama ya günün birinde diktatörün biri o tekniği robot vatandaş, robot işçi, robot asker yaratmak için kullanırsa?
Bugünün yararı gelecekteki öyle tehlikeleri göze almaya değer mi?
Wikileaks operasyonu dünyanın şeffaflaşmasına katkı sağladı. Ancak, yol olur da yarın bambaşka amaçlar peşindeki odaklar belge çalarak diplomasi ve yönetim kanallarını tıkarlarsa? Şeffaflık artışı felç riskine değer mi?
Çağımız sorunlarının üstesinden gelinmesine akıl yetmiyor; vicdan da karışıyor konulara. İkisinin gereklerini bağdaştıran çözümler üretmek şart. Önümüzdeki yıllarda bu başarılamazsa cansız üstyapısı pırıl pırıl, insanları perişan bir cehenneme dönebilir dünyamız.
Nötron bombası patlamış gibi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.