ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Hedefler ve gerçekler

Milenyum yılında BM'nin o tarihteki 189 üyesinin devlet ve hükümet başkanları bir araya gelip dünyada yoksulluğu azaltmak için 8 hedef belirledi. 2015'te ulaşılması öngörülen hedefler şöyleydi:
Açlığı, yoksulluğu, günde bir doların altında gelirle yaşayanların sayısını 1990'ın yarısına indirmek.
Tüm çocukların temel eğitimden yararlanmasını sağlamak.
Cinsiyet eşitliğini teşvik etmek, eğitimin tüm aşamalarında cinsiyet ayrımını ortadan kaldırmak.
Çocuk ölümlerini 1990 istatistiklerine göre üçte iki azaltmak.
Doğumda anne ölümlerini yine 1990'a göre dörtte üç aşağı çekmek.
AIDS, sıtma ve diğer salgın hastalıklarla mücadele etmek.
Ulusal politikaları sürdürülebilir büyüme ilkelerine göre tasarlatmak.
Yoksul ülkelerin gelişmesi için uluslararası dayanışmayı güçlendirmek.
Bu hafta New York'ta BM Genel Kurulu'ndan önce üç gün boyunca devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla "Bu hedeflerin neresindeyiz" konferansı yapıldı.
Açıklamalara, itiraflara, araştırmalara bakılırsa, gelinen nokta umut verici değil. Geçen 10 yılın sonuçları, 2015'te hedefin tutturulamayacağını gösteriyor. İşte tablodan birkaç kesit:
Milenyum zirvesinde zengin ülkeler yoksullara 100 milyar dolar kaynak aktarmayı taahhüt etmişlerdi, 10 yılda yapılan yardımlar 50 milyar doları bile bulmadı.
Daha önemlisi; yoksullar ordusuna bu yıl 64 milyon kişi daha katılacak. Evet, 2000'de 1.4 milyar olan mutlak yoksullar (Günlük geliri 1 doların altında olanlar) kitlesinden 400 milyon kişi kurtarıldı. Ama bu başarının biricik mimarı Çin oldu. Yani dünyanın en kalabalık ülkesi, kendi halkından 400 milyon kişinin yaşamını bir ölçüde iyileştirdi. Buna karşılık 2008'de patlak veren küresel ekonomik kriz, diğer kıtalarda, özellikle Afrika'da mutlak yoksul sayısını kamçıladı. Halen 1.7 milyar kişinin 1 doların altında gelirle yaşadığı tahmin ediliyor.
BM'deki konferansta kürsüye çıkanlar bu sonuçları irdelerken binbir dereden su getirdiler:
Kriz nedeniyle yardımların azalması gibi. Yoksullara yeni kaynaklar yaratılmasında uzlaşma sağlanamaması gibi. Yardımların yerine ulaşamaması gibi. Yolsuzlukla mücadelede sonuç alınamaması gibi...
Hepsi doğru. Ama hepsi körün fili tarifine benziyor. Hepsi asıl sorunun çevresinden dolaşıyor.
Asıl sorun? Küresel bir tabu: Nüfus artışı. Yoksul ülkelerde önlenemeyen nüfus artışı.
Thomas Robert Malthus'un teorisini veya kehanetini (Besin maddelerinin aritmetik, insanların geometrik çoğalması) doğrulatacak kadar hızlı nüfus artışı. Sınırlı doğal kaynakları kurutan, sürdürülebilir kalkınmanın canına okuyan nüfus artışı...
Bu "Tabu"ya insani boyutlarda (Kuşak yenilemeyi sağlayacak kadar nüfus artışıyla yetinmek) çözüm bulunamazsa, ne yoksulluk ortadan kalkacak, ne açlık, ne salgın hastalıklar, ne işsizlik.
Herkes, yani dünyamızın tüm liderleri bu gerçeği bal gibi biliyor ama hepsi başını çeviriyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.