HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Dünyanın en zor işi..

Bizim zamanımızda bütün üniversitelerin bir ortak dersi vardı.. Zorunlu. Ondan geçmeden üniversite diploması alamazdın. Devrim Tarihi.. Şimdi var mı yok mu bilmem..
Ama YÖK'ün yerinde olsam, bir başka dersi zorunlu yapardım.. Ve de Milli Eğitim Bakanı'nın yerinde olsam, ilkokuldan başlayarak her düzeydeki bütün okullara koyardım..
Çünkü bilmiyoruz.. Bu işi hemen hemen hiçbirimiz bilmiyoruz..
Dünyanın en zor işi o, oysa..
Bir düşünün bakalım, neden söz ediyor olabilirim..
Ya da hiç düşünmeyin boşuna, bulmanız zor..
Dinlemek!..
Dinlemeyi bilmiyoruz dostlar..
Doğduğumuz günden itibaren bize, konuşmayı öğretmeye başlıyorlar.. Ailemiz, okulumuz.. Okuduğumuz kitaplar..
Babamın bana ilk aldığı kitaplardan birini hatırlıyorum..
"Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı!." Dale Carnegie modası vardı o yıllarda dünyada..
Daha adıyla insanı çarpan yaşam kitapları..
"Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak!.."
"Dost Kazanma Sanatı.."
"Yaşamdan Zevk Alma Yolları.."
Yani bugünkü hayatıma bakıyorum da, ilk okul üçte okuduğum bu kitaplar hayatımı bayağı şekillendirmiş.. Carnegie kitapları dünyanın dört bir yanında milyonlarca sattı.. Başkalarını da etkilemiştir mutlak..
Dale Hoca keşke "Dinleme Sanatı" diye de bir kitap yazsaydı da, hiç değilse onu sizlere tavsiye, yakın çalışma arkadaşlarıma hediye etseydim..
Son günlerde "Dinlememe Israrı" beni çıldırtan noktalara gelince, yakın arkadaşlarımdan benzeri şikâyetleri de fazlasıyla alınca bu yazıyı yazmaya karar vermiştim ki, Yasemin'in önüme koyduğu dosyadan Sevgili Selin Gündüz'ün yolladığı bir sevdiğim, hem de nasıl sevdiğim laf çıktı.. Christopher Morley "Güzel konuşmak için bir tek yol vardır. Dinlemeyi öğrenmek" demiş..
Sade o değil.. Dinlemek, sadece söz söyleme sanatının şartı değil.. İş başarmak, hayatta başarılı olmak için de dinlemeyi bilmek gerek..
"Ne var bunda.. Kulağımızda bir arıza yoksa, hepimiz dinliyoruz işte.."
Hayır.. Sorun da burada.. Çünkü dinleme organımız kulak değil, beyin..
Örneklerle anlatayım mı?..
Öğleyin gazeteden çıkıyorum. Hemen yan yolda Ercan ve Mehmet bekliyorlar.. Biniyorum.. Arabaya bu köşeden bindik mi, istikamet genelde Ortaköy'dür.. Hele ben bir şey dememişsem, araba Ortaköy yolunu tutar..
Ercan gene de sordu geçen gün..
"Ortaköy değil mi Hıncal Bey?."
"Hayır" dedim.. "HaberTurk'e gidiyoruz yemeğe.."
İstikamet tam tersi.. Ercan gene Ortaköy yoluna saptı. Mehmet'ten de çıt yok..
Neden?.. Çünkü sordukları sorunun yanıtını bile dinlememişler. Çünkü laf ola sormuşlar. Onların beyinlerinde sorunun cevabı önceden verilmiş çünkü.. "Ortaköy" kararı vermişler. Soruyu laf ola sorup antenleri kapamışlar.. Cevabımla, kendi sorularına cevabımla ilgilenmemişler bile..
Anlattım yol boyu, dinlemenin ne kadar önemli olduğunu.. "Hele siz bir şey sorduysanız, yanıtı iyi dinleyin. Anlamazsanız tekrar sorun. İyi anlayana, anladığınızdan emin olana kadar yeniden sorun" dedim.. "Tamam" dediler.. Ama belli.. Onu da dinlememişler..
Önceki akşam yedi gibi evden çıktık.. Zeytinburnu'na gideceğiz.. Fox TV yeni bir binaya taşınmış. Açılış yapıyor..
Ben İstanbul'da bir yere gideceksem, dolaşsa bile, varsa sahil yollarını tercih ederim.. Yolu yaşamayı severim çünkü.. Ve İstanbul sahil yolları, dünyanın yaşanacak en güzel yollarıdır. Zeytinburnu zaten sahil yolu üzerinde..
Ercan direksiyonda, Mehmet yanında.. Mehmet döndü.. "Hıncal Bey, bu saatte sahil yolu kalabalıktır. E-5, Dolapdere, Kasımpaşa üzerinden gideceğiz" dedi..
"Gerek yok" dedim.. "Bir saatimiz var, rahat rahat gideriz.."
Zincirlikuyu'yu geçtik. Ercan E-5'e saptı.. Mehmet'ten çıt yok..
"Çocuklar evin önünde sordunuz, ben ne cevap verdim" dedim.. İkisinden de çıt yok, gene..
Çünkü.. Çünkü kulakları sağlam, ama beyinleri cevaba kapalı.. Çünkü sordukları sorunun cevabını kendi kafalarından vermişler. Benim de öyle düşündüğümden eminler.. Gerek görmemiş beyinleri cevabımı dinlemeye, anlamaya.. Ben havaya konuşmuşum.
Bakın, sadece son bir ay içinde, sadece Mehmet ve Ercan'la her gün yaşadığım en az 20 benzeri dinlememe olayı var.. Başkalarıyla da..
İnsanlar yanıtı kendi kafalarından verdiler mi, sizin de nasıl olsa ayni şeyi söyleyeceğinize karar verip, antenleri kapatıyorlar ve dinlemiyorlar..
Bir refleks bu.. Bu refleksi yenmek ancak eğitimle mümkün..
Bu eğitimin kural olarak yapıldığı tek kurum var. Askeriye..
Askerde "Emir tekrarı" vardır.. Ast, üstten aldığı emri anında tekrar eder.. Çünkü askerde, yanlış anlama riski göze alınamaz. Çünkü en ufak yanlış anlama, savaş kaybettirebilir..
Biz yaşam savaşını kaybediyoruz, dinlemeyi bilmediğimiz için..
Çünkü dinlemeyi bilmiyoruz. Çünkü öğreten yok.. Çünkü alışmamışız.. Çünkü kafamızdaki peşin alınmış "Nasılsa şunu diyecek" kararı, dinleme yetimizi sıfıra indiriyor..
Dün gece kararımı Ercan'la Mehmet'e bildirdim..
"Çocuklar, bundan sonra askeri kurallar geçerlidir. Ben size bir şey söyledim mi, tekrar edeceksiniz. Dinleyip, anladığınızı kontrol edeceğim.."
Onlar Mehmet'le Ercan.. Tamam..
Ama dinlemeyi hiç bilmeyen onlarca dostum, arkadaşım, yakınım ne olacak?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.