HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

İçinde Titanik geçen aşklar

Tevfik Yener'le Hafta Sonu

Kızın eline küçük parmağımı değdirdim. Çekmedi elini. Kalbim güm güm!
O sırada perdedeki kalın, okkalı bir ses,"Dudaklarınız birbirini bulacak. Sende bu kumral bıyık, onda o pembe dudak varken" dedi. Bendeki bıyık ayva tüyü ama... Kalın sesli adam devam ediyor: "Öpücükten söz ediyoruz... İsmi dudağınızı yakarsa ne yapar artık cismi?" Cyrano filmini seyrediyoruz. Kaçınılmaz "The End" geliyor.
Tüh, zalim ışıklar yandı! Elimi çektim. Beyoğlu'ndayız, Emek'te Titanik oynuyor. "Ona da girelim mi?" dedim, "Tabii" dedi. Bu defa elini tutacağım. Ve tuttum. Ve tutunca da dünyayı unuttum. Bir kızın elini ilk defa o gün tutmuştum. İlk sevgilimdi. İsminin ikinci hecesi "...Gül" dü.
O günden 50 yıl sonra bir kız arkadaşına rastladım.
"Tevfik abi beni tanıdınız mı" dedi, hatırlattı tanıdım. Gül'ü sokağa yalnız salmazdı annesi, yanına ufak bir kız takardı. Bu, o küçük cici kızdı. 50 yıl önce yerinde duramazdı. Şimdi başka birisi vardı karşımda. Durgun, zayıf, yorgun, mütevazi giyimli çalışan bir kadın. İşi belli ki yorucu. 20.30 gibi rastlaşmıştık, işten çıktığı saatmiş. O sıralar televizyon şovum vardı, yüzüme aşinaydı, kolay tanımış. Geçmişi konuştuk.. Gül ile dostlukları sürüyormuş. Gül, dört evlat, epey de torun sahibi olmuş, kocası ölmüş. Bir tuhaf duygu kabardı içimde, bir sızı, adını koyamadım.
Hafızamın 50 yıldır kapalı kutularının birinden çıkıvermişti. Çift görüyordum onu; 10 yaşında bir kız gülüyor ve 60 yaşında bir kadın ki, gülmeyi unutmuş.
Zamanın zalim hızını hissedince başım döndü, "Siz, ben, Gül abla pastaneye giderdik, sinemaya giderdik" sözlerini zor duydum. Vedalaşırken, "Selam söyle" dedim. Siyah pardesüsü içinde, elindeki kocaman çantayla, adımlarını aça aça, maziden kaçarcasına uzaklaştı. Bir ara elini yüzüne attı, ağlıyordu belki de...
İyi kalpli, tertemiz Gül şimdi nasıldı acaba? Çok güzel kızdı flört ettiğimiz 15, 16 yaşlarımızda... Dört çocuk yapmış, yıpranmıştır. Kocasının kaybıyla sarsılmış yılgın bir kadın olmalı.
Şu anda ne yapıyordur?
Ev işini bitirmiştir, bitkin oturmuştur. Yalnız bir nine. Acaba neler düşünür. Aklına gelir miyim ara sıra? Gidip ellerini tutmak istedim. Ellerini tutmak ve konuşmadan bakışmak. İki aşığın yıllar sonra koklaşması değil, insanın geçmişiyle buluşması. Gözlerin penceresinden seyretmek çocukluğu yeniden...
Yaşam filminin makarası tekrar başa sarılamıyor. Güzel günlerden iki üç kareyi çekip alamıyoruz.
İki yorgun kadını 50 yıl önceki mutlu günlerine göndermek isterdim.
Hayatın akışında "pause" düğmesi yok, durdurmak imkansız da, bunu kabullenmek çok acıtıyor. Doyamadığımız mutlu anları yeniden yaşamak irademizde değil.
Hayatımızın çarkına hükmedemeyen biz neyiz? Konuşan, ağlayan, gülen oyuncak bebekler!..
***

Titanik faciasının 100'üncü yılındayız. Titanik 14 Nisan 1912'de 23.40'ta aysberge çarptı, battı. 100 yıl önceki Titanik batışını hatırlamam, "İçinde Titanik de geçen" 50 yıl önceki çocukluk heyecanımı yazdırdı. Seyrettiğimiz Titanik filmi 1953 yapımıydı. Clifton Webb ve Barbara Stanwyck oynuyorlardı o zaman. Bugünün gençleri pek bilmez..
BİZE ULAŞIN