HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

'Uçakta yer var mı Alex?..'

Son yıllarda gördüğüm en güzel, en çarpıcı, en anlamlı gazete başlığıydı bu, "Uçakta yer var mı Alex?." Sabahspor'un cumartesi günkü manşeti..
Cuma gecesi iki olayı aşağı yukarı ayni dakikalarda yaşamıştık. Alex, özel uçağıyla, ülkesi Brezilya'ya dönmüştü. Türk milli takımı, hem de kendi sahasında Romanya'ya da yenilerek, 2014 Brezilya biletini fena halde tehlikeye atmıştı.
Sabahspor'un manşeti bu iki haberi, müthiş bir ironi ve mizahla birleştirip sunuyordu işte..
"Başlık atma"nın bir sanat işi olduğunu söyler dururum.. İşte örneği bu!..
Hafta sonu bol bol vakit geçirdiğim gazetelerimden bir derleme yaptım gene.. Geçen hafta yaptıklarım çok ilgi çekince, şımardım mı ne?..

***

Mehmet Tez "18, seçilme yaşı olsun" tartışmaları üzerine en güzel eleştiriyi kaleme almış.. Tez, Milliyet'in Müzik yazarı.. Öyle siyasal eleştirmen değil. Ama insan "Gazeteci" olunca, uzman olması o kadar da şart değil. Siyaset yazanların göremediği, ya da yazamadıklarını yazıvermiş, Mehmet.. "Meclis'e girebilir, ama konsere giremez" başlığı, çok ama çok haklı eleştirisini içeriyor.
Konser alanında bira satılıyorsa mesela (Ki bira dünyanın pek çok ülkesinde alkollü içki bile kabul edilmez) 18 yaşındaki genç oraya giremiyor. 24 yaşından büyük olması lazım. Karar geçen hafta tebliğ edilmiş..
"Buyrun burdan yakın" diyor adeta, Mehmet Tez!..
Evet.. Öneriyi tartışanlar da tartışsın.. Benim ilavem var.. İki soru.. Meclis lokantalarında alkol satılıyor.. 18 yaşında genç nasıl o alana girip yemin edecek ve milletvekili olacak?. Diyelim oldu.. Dokunulmazlık kazandı. 24'ten aşağıların girmesi yasak, biralı konser alanlarına girmesini kim nasıl engelleyecek?.
***

90'ların başı.. Sabah dergi gurubunda çalışan gençlerden biri, Genel Yayın Müdürü'nden erken ayrılmak için izin istiyor.. Nikaha gidecekmiş.. Gittiği nikahın, kendi nikahı olduğunu arkadaşları üç gün sonra öğreniyorlar..
O genç gazeteci Ömür Gedik.. Durumu öğrenince geçirdikleri şaşkınlığı anlatan da, cumartesi ekimizde Nur Çintay.. Nur, geçen haftanın adları en çok sayfalara geçen iki kadını Ömür'le Hülya Avşar'ı yazmış bu hafta sonu.. Her yazısı gibi, gülerek ve düşünerek okudum.
***

Söyleşiyi yapanla mutfağa girmiş.. Yemekler pişirmiş.. Karides Linguin'in püf noktalarını (Ehemm.), Bresolalı pizzayı (Vay be..), Safran risottolu ossobucoyu (Hadi yahu..) hem yapmış, hem anlatmış.
"Ben gurmeyim" diyor.. Sonra da en sevdiği yemekler de pizza ve döner.. Valla o zaman ben gurme değilim.. Çünkü pizza sevmem..
Kim mi?. Engin Ataman.. Galatasaray basket takımı koçu.. Onunla mutfağa giren de Star'da bu defa eline kalemi alan, televizyoncu Neşe Sapmaz..
***

Bir başka ilginç söyleşi de Hürriyet Pazar'da.. İzzet Çapa.. Bu defa konuşan değil, konuşturan.. Gülden Aydın söyleşmiş, son zamanların en ilginç röportajlarına imza atan Çapa ile.. Çapa, az gördüğüm ama çok sevdiğim dostlarımdan.. Birbiri ardına müthiş restoran ve kulüpler açıp kapamakla meşgul. Şimdi (Engin Ataman'a müjde) döner işine giriyormuş..
Röportajlarındaki başarı sırrını, çok basit özetliyor.
"Kendi merak ettiğim soruları soruyorum.." Bu minik cümlede mesleğin temel felsefesi var. Merak etmek ve merak ettiklerini soracak cesarete sahip olmak.. Çoğu çanak gibi sorularla geçen söyleşilerin sebebi, meraksızlık ve yüreksizlik çünkü..
Bu arada Çapa'nın çocukluk merakı aslında gazetecilikmiş, onu da öğrendik. 11 yaşındayken Ertuğrul Özkök'e mektup yazıp "Ecevitler'le röportaj yapmak istiyorum, aracı olun" demiş, bakar mısınız?.
***

Hande Şarman'ın HaberTurk'teki yazısı harika ötesi.. Hayvanseverliğin, sosyal medyada giderek bir linç kültürüne dönüştüğünün altını öylesine çarpıcı çiziyor ki.. "
O kadar sevgi dolu insan, kolay kolay saldırmaz başkasına, anlar, dinler, düşünür"
diyor, tokat gibi.. 13 Ekim tarihli bu yazıyı internetten bulun ve okuyun.. Muh- te- şem!..
***

Roma filmi, Roma'yı gündeme soktu.. Bu kenti en iyi bilen Türk gazetecisi olduğunu kimseyle tartışmam.. Reha Erus Hürriyet Cumartesi ekinde "Sonbahar'da Roma" yazmış. Gideceklere nefis bir rehber.. Nerde kalınır, nerde yenir, nerelere gidilir, nerde dans edilir'e kadar.
Tek itirazım "Hangi kafeye gitmeli" seçimine.. Roma espresso demek. Reha Lord Byron'un gittiği 1760 kuruluşlu (O zaman Türk kahvesi ikram ediyormuş) Antico Cafe Greco'yu seçmiş. Ben Sant Eustachio Cafeyi, dünyanın hiç bir kafesi ile tartışmam. Panteon'un hemen arkasında, ayni adlı meydanda kaç yıldır var bilmem. Ama orada bir kahve içmezsem "Roma'ya gittim" demem..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN