HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Sıcak, sımsıcak bir dost!.. Bir dağ!..

Nasıl severdim?.. Kim sevmezdi ki zaten?.. Onu tanıyıp da sevmemek mümkün müydü?. Gözlerinizin içine bakarak gülen bir çift göz sizi öyle ısıtırdı ki, boynuna sarılmamak için güç tutardınız kendinizi?.
Nasıl doyulmaz, nasıl keyif veren sohbeti vardı..
Ertekin'de otururduk.. Bilirdim hem de nasıl sıkıntıları vardı.. Bu ülkede hangi sanatçının sıkıntısı yok ki?. Sağlık sorunları da vardı.. Ama saatler süren sohbete tek kelime şikayet sözcüğü eklemezdi.. Etrafındakilerin hep gülmesini isterdi çünkü.. Anlattığı anıları, yaptığı taklitlerle gülmekten öldüğümüzü görmek mutlu ederdi onu.. En çok lise anılarına gülerdik.. Nasıl hınzır bir öğrenci olduğunu anlatırdı. Daha orda başlamış arkadaşlarını güldürmeye.. Ne şakalar yaparmış.. En sert hocaların dersinde hem de güldürürmüş arkadaşlarını, hocanın dikkatini bile çekmeden ve yakalanmadan.. Nasıl yakalasın zavallı hoca.. Balık taklidi yaparmış, yüzüyle.. Akvaryumun camından dışarı bakan balık olurmuş suratı.. Balık taklidi hiç duymamıştım.. Yalvar yakar olduk, bize de yaptı.. Karşımda lepistes oldu koca adam.. Koyverdik tabii makaraları..
Bizim gülmemiz, onun tüm sorunlarının ilacı olurdu.. Hem onun, hem bizim canımıza can katardı..
Karşısında hem de bir gazeteci görünce, tüm dertlerini sıralamaya girişip, sohbeti daha başlamadan öldürenlerin dünyasında böyle insan sevilmez mi?. Erol Günaydın'dan söz ediyorum..
Sanatçı olarak bir dağ, ama insan olarak, yeri doldurulmaz bir dosttan..
Sanatçı Erol Günaydın'ı tanıdığımda lise öğrencisiydim.. Ankara'da.. Devlet Tiyatrosu'nun oyunlarını kaçırmıyorduk, kuzen Necip'le, (Kışlalı) annesi, Semiha Yenge sayesinde.. O zaman özel tiyatro pek yoktu, Ankara'da..
Gazetelerde okuduk ki, Amerika'da tiyatro okuyan bir genç gelmiş, bir tiyatro kurmuş.. Bir komedi oynuyor, milleti kırıp geçiriyorlarmış..
Haldun Dormen delikanlı. Oyun da Papaz Kaçtı!.. Tiyatro Ankara'ya turneye gelince, Necip'le kuyruğa girip aldık biletleri.. Gül gül ölmüştük.. En çok da, ilk defa sahneye çıktığını sonra öğrendiğim Erol Günaydın'a gülmüştük.
Yani ben, Erol Günaydın'ı ilk oyunundan beri bilme şansına sahiplerden biriyim.. Dormen'in, o zamanki Dormen'in iç bir oyununu kaçırmamaya gayret ettik.. Ne harika oyunlar oynadılar.. Bugün bu ülke tiyatroyu seviyorsa, Dormenler'in rolü çok büyüktür..
Erol Günaydın, oynamakla kalmadı, yazdı da..
Müzikallere meraklı Haldun, Batı'dan en güzel müzikalleri sahnelerken yerli de istedi.. Erol Günaydın o unutulmaz Yaygara 70'i yazdı.. Beşiktaş'ın bir kenar mahallesinde geçen yerli Romeo Jülyet uyarlaması.. West Side Story'ye inat, bu da Çarşı Side!.. Müzikleri Cemal Reşit Rey yaptı.. Haldun'un sahneye koyduğu oyunda, canlı müziği, zamanın en ünlü pop orkestrası Durul Gence 10 çalıyor, Erol Günaydın da, mahallenin yaşlı teyzesinde harikalar yaratıyordu. Erol'un yazdığı "Sokağımız Alaybeyi" şarkısı milli marş gibi olmuştu.. "Erol" dedim farkında olmadan..
Daha lise öğrencisiyken hayranı olduğum büyük sanatçı Erol Günaydın'la dost, arkadaş olma keyfini yaşadım, gazeteci olmam sayesinde.. Ankara'ya turneye geldiklerinde, otellerinden çıkmazdım. Ben İstanbul'a taşınınca, yerleşince, Ortaköy mekanım olunca, Ertekin sohbetlerimiz başladı..
Onu en son, Ferhan Şensoy'un Orta Oyuncuları'nda izledim. Enfes bir uyarlama yapmıştı Ferhan, Don Kişot'a, "Uzun Donlu Kişot" diye.. Tiyatrolar için "Bitti, bitecek" denilen yıllardı. Kapılar birer birer kapanırken, Ferhan'ın Erol Günaydın'a sahiplenmesini ve ona hemen her oyununda önemli roller vermesini unutamam.. Uzun Donlu'da Erol, harika bir Sanşo Panza tiplemesi yaratmıştı..
Bugün Teşvikiye'den uğurlayacağız.. Ölümsüzlüğe!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN