HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Bir yudum sıcaklık..

Kötü bir hafta sonu geçirdim.. Düşünerek.. Düşünceler arasında gidip gelerek.. Pazar akşamı yatarken kararımı vermiştim.. Pazartesi sabahı gazetede ilk işim emeklilik dilekçesi vermek olacaktı.. Sonra da..
"Sen hâlâ emekli olmadın mı" diyenleriniz çıkar.. Tam 36 yıl geçti, emeklilik hakkını kazanalı.. Olsam devlete vergi ve sigorta ödemekten kurtulacaktım. Çalışırsam telif üzerinden yüzde 15 stopaj o kadar.. Sigorta primi ödemek yerine de, devletten emekli maaşı alacaktım.. Oh keka değil mi?..
Ama sapasağlam ve var gücü ile çalışırken emekli olmayı, zaten boğazına kadar borçlu Sosyal Sigortalar'a para vermek yerine, bir de ordan para almayı kendime yediremedim.. "Gittiği kadar gider" dedim..
Gidiyordu da..
Çalışma keyfimi kaybedene kadar..
Benim çalışmalarımda, yaptığım işten zevk almak ve müessesemde mutlu olmak ön planda oldu hep..
Ama son zamanlarda üst üste gelen darbeler tadımı kaçırdı.. Yazma keyfimi yitirdim. Müessesemde mutluluğum da kalmadı.
Gazetede sayfam, reklamcılara teslim edildi.. Yazıyordum, reklamlar ne kadar izin verirse o kadarı giriyordu.. Her sabah gazetemi açtığımda tatsız bir sürprizle karşılaşıyordum..
Benimle program yapmayı "Güya" isteyen ahaber, tam üç aydan beri işi yokuşa vuruyor, geçen yıl büyük keyifle yaptığımız 90a'yı bir türlü organize edemiyordu. Bana sorarsanız etmiyordu.. Atla deve değildi çünkü.. Ama öyle sudan, öyle üften püften sebepler ileri sürüyorlardı ki.. Tam bir "Atlatma" oyunu oynanıyordu.. Gerizekâlı bile anlar.. Hele tam el sıkıştığımız halde, anlamsız vaz geçmeleri, tuz biber ekti..
Oysa ben onları samimi sanıp "Benim asıl yapmak istediğim program 'Yaşamdan Dakikalar' demiştim.. "İstediğimiz prime time falan değil. Pazar sabahı on.."
Sunay ve Nebil'le yaptığımız, yaparken de büyük keyif aldığımız, yıllanmış programdı bu. Sky'da da çok mutluyduk aslında.. Ama Acun'un ayrılışı gurubu sarsınca, Yaşamdan Dakikalar'ın sponsorsuz devamına imkân kalmadı. Ben gazeteci sıfatımla, ticari işin peşinde koşamam. Sunay zaten hayatının dörtte üçünü seyahatte geçiriyor.. Nebil de bir zorlu dizinin içine düşmüş, uğraşamadı. O güzelim program ortada kaldı.. Telefonlar, mailler, yolda çevirip sormalar..
Yüzümü kızartıp, kendi gurubuma söyledim..
"Yönetim kademesiyle konuşun. 'Hıncal asıl bu programı istiyor' deyin" dedim.. ahaber de sezon atağı yapıyordu üstelik. "Yaşamdan Dakikalar gibi prestijli bir program onların da işine gelir" diye düşünmüştüm saf saf.. Cevap verme tenezzülünde dahi bulunmadılar, 90a'yı yok edenler, Yaşamdan Dakikalar ister mi?..
Bunların hepsi bir araya gelince, ne düşünürsünüz?..
Bu müesseseye artık fazla geldiğinizi..
Pazar gecesi kararımı böyle verdim işte..
Sonra pazartesi sabahı, keyifsiz keyifsiz kahve masama oturdum, gazeteyi yayıp.. İçimden okumak bile gelmiyor. Sayfaları laf ola çeviriyorum..
Tepede Erdal'ın yazısının başlığını gördüm..
"Sabahtan mektup/ Hıncal Uluç'a.."
Bir nefeste okudum..
Bir anda da karar verdim..
Bir gazetenin Genel Yayın Müdürü sana, bunları odasına davet edip anlatacağına, gazeteye açık mektup koyacak kadar içten davranıyorsa, artık işi uzatmak aptalca bir şımarıklık olur..
Erdal'ın nasıl gönül adamı olduğunu bilirim.. Ben de öyleyimdir.. Gönlümü alan, canımı alır..
Hepsini unuttum. Kahvemi neşeyle içtim. Gazeteme neşeyle geldim ve bilgisayarımın başına neşeyle oturdum..
Teşekkürler Erdal Müdürüm..
Bir dileğim var yalnız.. Reklam müdürünle, senin odada bir kahve içelim ki, bir daha bu tatsızlıklar çıkmasın..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN