HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ey gaziler yol göründü..

Günümün en zevkli saatleri, sabah onda gazetedeki odama kapanıp yazmaktır, yıllardır.. Evde yazmak için her türlü imkanım olduğu halde, kar yolları kesse, belediyeden yardım ister gene gelirim gazeteye.. Öylesi..
En zevkli dakikalarım da, sabahları gazetemi mutfak masasına yayıp, krem peynir sürülmüş kızarmış ekmeğimi yer ve kahvemi yudumlarken yazılarımı okumaktır..
Bu yüzden belki de, bu mesleğe başladığım 1957 yılından beri, benim para konuştuğumu duyan bir patron, bir yönetici olmadı.. "Yazılarıma dokunmayın, yeter" dedim sadece, iş görüşmelerinde..
Ben zevk için çalıştım, zevk için yazdım hep.. Bu zevkim kaçmadığı sürece hiçbir yeri terk etmedim.. Yapılan akıllara seza teklifleri dikkate bile almadım.. Bir yerden, ya gazetem battı diye ayrıldım. Ya beni kovdular..
Son zamanlarda keyifli sabahım nerdeyse kalmadı.. Kahvemi koyuyor, kapıdan gazetemi alıyor, sayfamı açıyorum.. Yok.. Koskoca ilan.. Kalan yere zavallı editörüm, mizanpaj yapmasına imkan kalmadığı için, derme çatma bir iki yazıyı sığdırabilmiş.. Gazeteyi ve kahveyi aynen orda bırakıp, mutfaktan atıyorum kendimi, öfkeyle.. Hayal kırıklığıyla..
O havayla gazeteye gelince, kafanda ertesi gün çıkacağına emin olmadığın yazıyı yazmaya başlayınca da, içinde yazma keyfi, yazma coşkusu olmuyor.. O zaman da, o yazı "Hıncal yazısı" olmuyor.. İş olsun, torba, yani ya, reklamdan kalacak yer dolsun yazısı oluyor..
Yazdıklarımı ben sevmezsem, okur sever mi?.
"Beni siyah beyaz sayfaya taşıyın.. Reklamcıların sevmediği sol sayfalara alın.. Sayfa umurumda değil, yazım çıksın" dedim ama değişen bir şey olmadı..
Cuma günleri, hafta sonu sayfalarının yazılarını yazarım.. Hafta sonları gazetenin en çok sattığı günlerdir.. Okurun keyifle okuyacak zamanı vardır çünkü. Bu yüzden bütün gazeteler tonla ilave verir. Ben de bu keyfe uyacak sayfa planlarım hep.. İki usta, İstanbul'un unutulmaz yıllarının unutulmaz gazetecisi Tevfik Yener'in anıları, bu ülkenin en güçlü mizah kalemlerinden Güneş Tecelli, sırf hatrım için, karşılıksız hafta sonu konuklarım olurlar "Keyif" yazılarıyla.. Cumartesi, pazar, ben de insanların, neşeyle, zevkle, umutla okuyacakları yazılar koymağa çalışırım, ustaların yanına..
Bu perşembe yatağa uzandığımda her zamanki gibi, cumartesi ve pazar konularımı düşündüm.. Aklıma birbirinden güzel şeyler geldi.. "Seçimi yarın sabah yaparım. Bakalım bilgisayarın başına oturunca içimden hangisi gelecek" diyerek uykuya daldım..
Cumartesi sabahı, ekmeğimi kızarttım. Kahvemi koydum.. Sayfamı açtım.. Kaynar sular.. Bir değil iki koca reklam konmuş. Yılan gibi kıvrılmış bir garip şekil kalmış bana.. Beş yazıdan ikisini "Resmi ilan" gibi koymuşlar.. Ne sayfa çizecek, ne vinyet koyacak, süsleyecek yer var çünkü..
Öfkeyle buruşturdum gazeteyi..
Kafamdaki bütün yazıları da attım..
Cumartesi, cumadan kalan yazıları verdim. Kaçı girdi, bilmem..
Pazara da bunu yazdım işte.. Bu kadar.. Gerisi yok.. Nasılsa girmez..
Pazar Neşesi falan da yok.. Neşe mi kaldı ki?.
Haa.. Cumartesiden artan yer olursa, bugün de ilandan kalan yerler dolmazsa, editörüm o yazıları koyar nasılsa..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN