TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
YEŞİM TABAK

2 ölü, birkaç yaralı

Guillermo Arriaga, artık "Meksika sınırının Angelopoulos'u" ilan edilebilir. Angelopoulos Balkanlar'ın tarihine, Arriaga ABD-Meksika sınırına, hatta mümkünse tüm bir insanlığa ağıt yakıyor. Onun yazdığı filmlerde (Amores Perros, 21 Gram, Babil, Üç Defin...) 'hayatta olmanın büyük tehlikeleri'ni izliyoruz. Şöyle ki: Her an dikkatimizi kaybedip bir trafik kazası yapabilir, evli olduğumuz halde başkasına âşık olabiliriz; veya tatile giderken çocuklarımızı emanet ettiğimiz bakıcı bir belaya bulaşabilir. Üstelik bunların trajik sonuçları bizimle kalmayarak, kilolarca domino taşı gibi mutlaka başkalarının da üzerine yıkılacaktır (Her canlı ölümü tadacaktır!). Arriaga, hayatın bu tür olasılıklarının koleksiyoncusu olmak konusunda net; bunu sinemacı kişiliği olarak belirledi.
Yönettiği ilk uzun metrajlı The Burning Plain, Türkçe'ye Aşk Ateşi olarak çevrilmiş. O sebeple herkes filmden "Şu Charlize Theron'lu romantik film, di mi" diye bahsediyor. Tam tersine Aşk Ateşi, neredeyse romantizm karşıtı bir film; kuşaklar boyu tekrarlanan yasak ilişkilerin yol açtığı felaketler zinciri üzerine. Onunla da kalmayarak, Kim Basinger'ın 'sutyeninin açıldığı an'a dahi bir dehşet öyküsü uyduruveriyor. Charlize Theron'un kendini her türlü cezalandıran (jiletçi tipi) Sylvia'sının, 'vücudunu' Meksikalı bir adama sunduğu, vicdanı temsil eden Meksikalı'nın ise 'ne münasebet' deyip bozulduğu bir sahne var. İşte o sahneden sonra, filmde, kerhanede kızıyla karşılaşan Yılmaz Güney'e (Baba - 1971) rastlamamız bile mümkün görünüyor. Aşk Ateşi'nde hangi taşı kaldırsanız, 'kelebek etkisince' altında mutlaka bir fenalık var. Filmin bunun üzerine eklediği, 'herkesin kendince binbir derdi' olduğu açıklaması ve affedilme arayışı.
Arriaga filmlerinin üzerine bir de 'kuzen film' Crash'i (2004) sayarsak, bu 'kesişen hikâyelerde suçluluk ve affediliş' furyasıyla yeterince haşır neşir olduk. Bir beş-on yıllığına ara verilmesini talep ediyorum.
BİZE ULAŞIN