SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Bize de mi lo lo ?

Habertürk'ten ayrılışım, SABAH'a geri dönüşüm konusunda pek çok meslektaşım benimle söyleşi yapmak istemişti. "Ciner Medya Grubu, benim kısa bir süre öncesine kadar ekmek yediğim müessesedir. Konuşacak bir şey yoktur" diyerek konuya profesyonellik çerçevesinde bakılmasını rica etmiştim. Ve hatta birlikte program yaptığımız eski Genel Yayın Yönetmenim Fatih Altaylı'nın bir dergiye verdiği söyleşide ayrılışıma dair yaptığı açıklamalarından hareketle benden cevap vermem beklentisine giren şahıslara, "Evet beni çok incitti, kırdı ama benim için bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır. O nedenle susma hakkımı kullanıyorum" demiştim.
Sustum da...
Ta ki, Zaman gazetesinde hafta sonu ekleri için medya söyleşileri yapan Rahime Sezgin'den, "Sizinle, size dair bir söyleşi yapmak istiyorum" teklifi gelene kadar.
Yayın politikaları bana uzak gelse de her zaman mizanpajından, haberi yoğuruşuna kadar büyük beğeniyle izlediğim Zaman gazetesinden etik olmayan bir yanlış yapılamayacağına olan inancımla Rahime'nin söyleşi teklifine, "Evet" dedim. Ve nitekim son derece samimi ve iş bilen tarzıyla sorular yönelten Rahime'yle, mesleki geçmişim, habercilik anlayışım ve SABAH'taki yazarlık macerama dair her şeyi uzun uzun konuştuğumuz çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik.
Yanında stajyer olarak başladığım rahmetli Yıldırım Çavlı'lı yıllardan başlayan habercilik kariyerimi, yerel gazetecilikteki ilginç deneyimlerimi, büyük usta Ufuk Güldemir'le geçen o muhteşem 4 buçuk yılı, SABAH'a ilk geldiğimde tanıdığım Fatih Altaylı ve onunla birlikte çalıştığım yıllara dair ayrıntıları dilim döndüğünce aktarmaya çalıştım Zaman'a...
Rahime'nin büyük bir merakla sorduğu, "Kulis yazarlığı" için nelere gerek duyulduğunu anlatırken de, "Bu becerim SABAH'ta oluşmadı. Yıllar öncesine dayanan bir birikimin sonucu. İyi kulis almak için çok geniş bir çevreye, haber kaynakları ile güven temeline oturmuş sağlam ilişkilere ihtiyaç vardır. Mesleğe adım attığım günden bu yana iyi kulis toplarım. Bu kulisleri daha önce bir köşem olmadığı için başkalarıyla paylaşıyordum. Çünkü onu kendimde tutmak, yok olup gitmesine göz yummak benim habercilik heyecanımla hiç bağdaşmayan bir şeydi. Öyle bir heyecan ki bu, mesela hiç çekinmeden gecenin bir yarısı Fatih Ağabey'i yatağından kaldırıp, defalarca, 'Abi, bunu sana muhakkak anlatmam lazım' noktasına varmıştır. Aldığım duyumun yazıya dökülmesinden sonra ise yarattığı gündemi kenardan seyreder ve bundan büyük keyif alırdım. Benimle yakın çalışmış tüm haber müdürleri ve arkadaşlarım bu arıza halimi çok iyi bilir. Gündem yaratan o kulisleri şimdi SABAH gibi bir markanın çatısı altında kendi imzamla kaleme almak ise bana ayrı bir heyecan, acayip bir haz veriyor" dedim...
İşte tüm bunların üzerine Rahime, "Neden ayrıldınız Fatih Altaylı'dan?" diye sordu. "Bunu konuşmak istemiyorum. Çünkü çok kişisel. Ne sizi, ne de kamuoyunu ilgilendirecek bir boyutu var. Boş verin kırıldım işte ona!" dedim ve söyleşi sonunda da, "Lütfen Rahime. Yanlış anlaşılmak istemiyorum. Okura eski müdürünü, çalışma arkadaşını karalayarak prim yapmaya çalışan bir insan imajı vermek istemiyorum" diyerek hassas olmasını rica ettim.
Ettim etmesine ama buna rağmen geçtiğimiz pazar yayımlanan ve okuyanda, "Aman Allah'ım! Bu kadın ne megaloman, ne egosantrik, ne şımarık bir şeymiş!" dedirtecek o inanılmaz başlıkla karşılaştım!
"Yıllarca Fatih Altaylı'yı kulislerimle besledim! Şimdi yazma sırası bende!"
Sanki demişim ki; "Fatih Altaylı'yı, Fatih Altaylı yapan bendim kardeşim."
Rahime'yi aradım. "Ben sana böyle bir cümle kurmadım ve senden özellikle bu konuya girmemeni rica ettim. Ve neden bu söyleşi bu biçimde sunuldu? Beni asla istemediğim, insanları irrite edecek çok kötü bir imajla karşı karşıya bıraktın. Çok üzüldüm" dedim...
Belli ki onun da içi rahat değil. "Biliyorsunuz bazen editörlere müdahale etmek mümkün olamıyor. İnanın benim bir kabahatim yok. Kusura bakmayın" dedi.
Rahime'nin üzüldüğüne mi, yoksa hayatımda en çok korktuğum şeyin, yani kontrolüm dışı oluşan yanlış anlaşılmanın başıma gelmiş olmasına mı yanayım bilemedim ama bu vesileyle büyük tecrübe sahibi oldum. Bir de tabii en önemlisi söyleşi sırasında ketum davranmayıp, espriyle karışık anlattığın bazı öykülerin işin göbeğinde de olsan başına nasıl bela olabildiğini gördüm...
Elleri dert görmesin ama ruh halimi daha iyi anlaması açısından Zaman'daki editör arkadaşıma bizim memlekette bu gibi durumlarda kullanılan son bir cümleyle seslenmek istiyorum:
"Bize de mi lo lo ?"
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN