MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Erdoğan'ı da "Ankara'nın karanlık tünelleri"ne çekebilecekler mi?

Siyasetin evrensel gerçeği bir kez daha doğrulandı.
Siyasetçinin "Kendi gündemi" ndeki öncelikli maddeler ne olursa olsun, siyasetçi ülkenin ve dünyanın "Gerçek gündem"inden kaçamaz.
Turgut Özal bunu denedi.
Kendisini hedef alan suikast girişiminin faillerini son noktaya kadar izlettirip buldurdu.
Ama sonra "Ben bunlarla uğraşırsam Türkiye'nin ihtiyacı olan reformları yapamam" dedi ve dosyayı rafa kaldırttı.
Sonra Cumhurbaşkanlığı süresini tamamlayamadan öldü.
Veya öldürüldü...
"Susurluk Kazası" Erbakan'ın başbakanlığı sırasında oldu.
Erbakan Susurluk'un üzerine gideceğine, kamuoyundaki tepkileri "Gulugulu dansı" diye karşıladı.
Susurluk'u yok saydı.
Sonra hem devrildi, hem partisi kapatıldı, hem de yasaklandı.
Şimdi de gerçek gündem Başbakan Erdoğan'ın yolunu kesmiş durumda.
Aslında Erdoğan kendi gündemini zaten bir kenara itmiş ve Türkiye'nin beklentilerinden oluşan bir başka gündemi benimsemişti.

Yeni bir gündem

Erdoğan'ın kendi gündeminin öncelikli iki ana maddesinde, başı örtülülerin ve imam hatiplilerin üniversiteye girmeleri önündeki engellerin kaldırılması yok muydu?
Bunun yerine kalkınma, gelişme, dünya konjonktürü ile uyuma girme gibi maddeler öncelik aldılar.
Ekonomik ve diplomatik atılımları böylece demokratik açılımlar izledi.
Erdoğan'daki "Değişim" onun gündemindeki öncelikli maddelerin değişimiydi aslında.
Ne var ki Türkiye siyasetinin öncelikli maddesi olan "Sivilleşememek"
Erdoğan'ın da önünü kesti.
O kadar ki, demokratik açılımları Türkiye'nin gündemine sokan Erdoğan'a çakma siviller, "Sivil faşist" diye saldırmaya bile başladılar.
Erdoğan 27 Nisan e-muhtırasını bile atlattı...
Özal gibi davranıp, bunu "Unutulması gereken dün"e ait olaylar dosyasına atıp, rafa kaldırdı.
Ama "Gerçek gündem"den kurtulamadı. "Ergenekon"a ilişkin gelişmeler yargı önündeyken, şimdi de "Balyoz" gerçek gündeme girmiş bulunuyor.

Hepimiz sorumluyuz

Bakalım bundan sonra nasıl bir siyaset çizgisi belirleyecek.
Bunları sanki tribünden maç izlermiş gibi yorumlamak tabii ki üzüntü verici.
Neticede demokratikleşememek ve sivilleşememek hepimizin ortak sorunudur.
Hepimiz sorumluyuz.
Ama tarih şu anda "Sorumluluk" denilen yükün en ağır bölümünü Başbakan Erdoğan'ın sırtına yüklemiştir.
Erdoğan "Balyoz"un açığa çıkması ertesindeki ilk konuşmasını partisinin il başkanları toplantısında yaptı.
Bu konuşmadan satırbaşları ile alıntı yaparak, bundan sonra izleyeceği siyasetin ipuçlarını kestirmeye çalışabiliriz.
Dün şöyle konuştu Erdoğan:
- Biz Ankara'nın karanlık tünellerine girmedik, girmiyoruz...
Bizi paçalarımızdan çekmek istiyorlar. Bizi millete hiçbir faydası olmayan kirli senaryolara alet etmek istiyorlar... Tüm bu kirli senaryolara, hukuk dışı planlara alet olmadık, karşısında dimdik durduk. Biz yedi yıldır tüm bu girişimlere karşı taviz vermedik.
- Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Demokrasilerde siyasiler seçimle gelir.
Kendini millet iradesinin üzerinde görenler, apaçık gaflet ve dalalet içinde olurlar...

Onlar da işlerine baktılar
- Unutma bu güç gidebilir. Bu güç elinden gittiği zaman, halk nezdinde nasıl yargılanacaksın hesabını şimdiden yap. Bu hepimiz için geçerlidir. AK Parti olarak millet iradesine yapılan her türlü müdahaleyi bertaraf edeceğimizi ilan ediyorum...
- Merhum Özal'a suikast düzenlendi. Birkaç dakika sonra kürsüye çıkıp "Allah'ın verdiği ömrü ondan başka alacak yoktur" dedi. Biz de ona teslimiz... Bugünlerde gündeme getirilenleri siz zannediyor musunuz biz hiç duymadık. Hayır, bunlar duyuluyor. Duyduk. Ama biz gerilimden yana olmadık. İşimize baktık. Ama maalesef onlar da işlerine baktı... Kimse milletime korku salmasın...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN