REFİK ERDURAN

Bu çölü aşmalıyız

Obama Beyaz Saray Muhabirleri Derneği'nin yemeğindeki konuşmasını, ülkesinin kurucularından Thomas Jefferson'un bir sözüyle bitirdi:
"Bir ülkede hükümet olup gazeteler olmayacağına, gazeteler olup hükümet olmasın, daha iyidir."
Basının önemi Jefferson'un gününden bu yana daha da arttı. Hele Türkiye gibi politikanın çözüm seçenekleri üretemediği ülkelerde etkin gazeteler neredeyse zaman zaman "birinci güç" konumuna geliyorlar. Onun için, o alanın durumuna dikkatle eğilmemiz, önyargılara kapılmadan somut gerçekleri görmemiz gerekiyor.
İyi gazeteci nedir, kimdir?
Derinlemesine düşünelim artık bunu. Bizde sonuçları çoğu zaman kişilikler belirlediğine göre, sırasında ad vermekten de çekinmeden, ahbap çavuş ilişkileri çerçevesine hapsolmadan, falanı filanı kızdırmaktan korkmadan...
***

Cumartesi gecesi Kürşat Başar'ın CNN'deki programında ilginç konuklar vardı. Uzun uzun medya konuşulurken Emin Çölaşan'dan çok ünlü, çok önemli, çok etkili, çok "iyi" yazar diye söz edildi.
Emin sevdiğim bir kadim dosttur. O da bana hep vefalı davranmıştır. İyi kalpli insandır. Ama "iyi yazar" mıdır?
Hayır.
Tek şarkısı oldu: "Namussuzlara yuh!" Köşesine yağan gericilik, hırsızlık, uğursuzluk ihbarlarını cesaretle sıraya koydu yıllar yılı. Bir çeşit yolsuzluk noteri durumuna geldi. Etik temizlikçilik işini iyi yaparak topluma sağladığı yarara ben de vatandaş sıfatıyla minnet duydum.
Ancak, yüzeysel bir uğraştı bu. Kınadığı tersliklerin giderildiğini düşünün. O zaman ne yazacak?
Söz konusu tersliklere hangi politik, ekonomik, kültürel çarpıklık ve haksızlıklar yol açıyor?
Hepsinin kaynağı olan sistem niçin, nasıl değiştirilmeli? O konuda nasıl gelişmeler oluyor dünyada? Yazık ki Emin Çölaşan'da bunlarla uğraşma niyeti de yok, gerekli birikim de.
Son kitabı maalesef tam bir megalomani örneği. "Ben şöyle dürüstüm, böyle yürekliyim, bu kadar beğeniliyorum, şu kadar seviliyorum, işten çıkarıldığımda ne kıyametler koptu!" diye baştan sona böbürlenmelerle dolu.
Umarım dostum profesyonel tatil döneminden özeleştiri için yararlanır.
***

Asıl bilmece şu: Türkiye'de bu yazar nasıl "en ünlü, en önemli, en etkili" yorumculardan biri oldu?
Yanıt basit:
Kutuplaşmanın yüksek sesle bağırmayı en prim getirici özellik yapacak noktaya ulaşması yüzünden.
Ülkemizde "taraflar" öyle öfkeli ki, yorumcuların sorunlara ışık tutması ve çözüm önermesi gibi beklentiler geri plana itildi. Stad havasında "Bizden mi, karşıdakilere ne kadar yükleniyor, nasıl oturtuyor" türünden kıstaslar yeterli sayıldı. Ve sayılıyor.
En itibarlı basın köşelerini kaç kere bırakmış olduğum hesaba katılmayarak bu yaşımda birilerini kıskanabileceğimin düşünülmesini göze alıp bir isimden daha söz edeceğim. Günümüzde çarpıcı bir örnek olduğu için.
İyi yazarı "kalemini ustalıklı kullanan kişi" diye tanımlarsak, Bekir Coşkun'u rahatça o kategoriye koyarım. İnce mizah duygusu ve hayvan sevgisi gibi özelliklerini beğeniyor, hemen her yazısını tadına vararak okuyorum, Gelgelelim temelde yanlış bulduğum bir çarpık yaklaşımı var:
"Öyle demek istemiyorum" diye inkâr etse de, sıradan insanımızı hor görüyor. Ülkemizin yontulmamış, insancıllaşmamış, tam akıllanmamış kişilerle dolu olduğunu vurguluyor her fırsatta. Haksız da değil. Ama böyle bir aşamadan geçmek demokratlaşmanın kaçınılmaz bir parçası.
Kafasını, göbeğini, kokusunu beğenelim, beğenmeyelim, halkla arasındaki kopukluğu gidermedikçe "aydın" kesimimiz sol yönde yaya kalır. Kısır döngüler içinde çırpınır, kızdıklarımıza sövüp saymakla ömür tüketir, somut sorunlarımıza çözüm üretemeyiz.
Bu duygu ve düşünce çölünü aşmalıyız artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN