REFİK ERDURAN

Aysun sorunu

Abdi İpekçi denge uzmanıydı. Kavgacıları ayırmaya çalışmanın ne nankör çaba olduğunu, horoz dövüşü bolluğunda insanlara sıkıcı gelebileceğini bilir, yine de başyazılarında her madalyonun ikinci yüzüne yer vermekten vazgeçmezdi.
"Ölçü kollamakta ölçüyü kaçırıyorsun" diye takılırdım ona. Benim de zaman zaman hoyratlaşarak kavga sürdürdüğüm yıllardı. Bir gün o yatkınlığımı dolaylı yoldan yüzüme vurarak verdiği dengeli yanıtı hayırlıyorum:
"Herkes yangın körüklüyor. Bari ben su dökeyim."
Kaderin garip cilveleri oluyor. Ölmüşlere değerbilirlik diye adlarını binalara veriyoruz ya? Keşke Abdi İpekçi spor salonunu Çamur Şevket ya da Berbat Süleyman diye adlandırsaymışız! Bir basket skoru yüzünden insanların boğuştukları yere daha yakışırmış.
Abdi İpekçi sağ olsaydı asıl başka bir şeye üzülürdü. Türk basınının da olayları derinlemesine inceleyecek yerde hep yüzeyde kalışına, yangın nedenlerini araştırmayıp körüklerle uğraşmasına...

***

Ülkemizde otomobil kullanmaya -altıma minder koyarak, yasalara boş vererek- on yaşımda başladım. "Hareket halinde" işlenen trafik suçlarına ceza kesildiğine bugüne dek tek bir kere tanık olmadım.
Yol keserek yapılan denetimlerde belgelere bakılır. Kâğıt üstünde yazılar, tarihler, imzalar, damgalar tamamsa "Devam et" denilir. Dilerseniz alçaktan uçarak giderken önünüzdeki arabaya yarım metre sokulmaya, emniyet şeridini babanızın malı gibi kullanmaya, öteki şeritler arasında da kıvrak zikzaklarla samba yapmaya devam edersiniz.
Türkiye'de önemli olan yoldaki değil, kâğıt üstündeki durumdur.
Günlerdir belge ile yatıp belge ile kalkıyoruz. "Sahte mi, gerçek mi? Kim yazdı, niçin yazdı, nerede yazdı, nasıl yazdı? Aman suçlu bulunsun, açıklansın, tepelensin!"
Doğrudur, öyle olsun. Ama düşünün. Diyelim belge sahte mi, değil mi, anlaşıldı. Yazan da belirlendi, yargılandı, kodese tıkıldı. Sorun kalmayacak mı? "Normal" olacak mı artık ortam?

***

Geçen yıl Aysun Kayacı'nın bir sözü kıyamet kopardı. Saf saf ama içinden geldiğince konuşmuştu kızcağız:
"Dağdaki çobanın oyuyla benimki aynı mı olacak?"
Bu soru anti-demokratik ve "siyaseten yanlış" bulundu ama bütün kargaşamızın odağındaki püf noktaya parmak basıyordu.
Bakın, hiç saf ya da "akılsız sarışın" olmayan pek çok insanımızın paylaştığı bir görüş ve mantık silsilesi var:
Dünyanın her yerinde tek süpergücün dilediği olur.
O güç Türkiye'de laiklikten vazgeçmiş bir yönetim istiyor. (Yeni başkanı yön değiştirmiş görünüyor ama emperyalist takıyyedir bu.)
Ülkemizde bugünkü iktidar süpergücün piyonudur.
Halkımızın çoğunluğu cahil ve şimdilik akılsız olduğu için o piyona oy vermiştir. Görünür gelecekte de verecektir.
Laikliği koruyacağına güvenilecek tek güç onun bekçisi olan silahlı kuvvetlerdir...
Ben bu düşünce dizisinin başlangıç noktasına da, sonucuna da katılmıyorum.
Siz katılıyorsanız...
İzninizle sorarım:
Niçin darbeci değilsiniz?
Başka birilerinin de sizin gibi "iyi niyetli" ama halka güvenmeyen, halkı beğenmeyen, halktan kopuk kişiler olabileceğini hesaba katmıyor da tek bir belgenin esrarını çözmeyi niçin takıyorsunuz kafanıza?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN