REFİK ERDURAN

"Sertleşme" sorunumuz

Belki "Sapıttı bu adam" diyeceksiniz. Öyle ya. Başkentte öğleyin başlayıp karanlıklara kadar süren, devlet kurumlarının bilek güreşlerine sahne olduğu söylenen maraton toplantıları... Hız alınamayınca, sahura kalkmış gibi sürdürülen doruk tartışmaları... Drakula saatlerine denk gelen soruşturmalar, kovuşturmalar, tutuklama ve tutuklamamalar...
Kırkpınar'ı sollayan bu el ense hengâmesi yaşanırken, erkek cinselliğine ilişkin bir konuyu gündeme getirmenin anlamı var mı?
Var efendim, var. Maalesef var.
Kadın etkisi artıyor ama, dünyayı -yine maalesef- hâlâ erkekler yönetmekte. Değil mi?
Öyleyse onların kafa ve gönül durumlarını iyi bilmekte de yarar var.
Önceki gün birinci sayfalarda üç konudaki başlıklar öne çıkmıştı:
Ankara'daki karşılıklı sertleşip sertleşmeme seçenekleri.
Krizin ekonomiye sert darbesi.
Bir tarama sonucuna göre 3 erkekten 2'sindeki sertleşme sorunu.
Şimdi, o sayfalara göz gezdiren erkeklerimizin çoğunluğu ilk hangi başlığın altındaki haberi okumuştur dersiniz?
Kalıbımı basarım ki cinsel organla ilgili olanı.
İnanın bana. Övünmek gibi olmasın, konunun uzmanıyım.

***

Nasıl uzmanlaştım, onu da söyleyeyim.
Yıllar önce, bir tiyatro konusu dolayısıyla New York'tayım.
Müzminleşmiş ürolojik sorunlarım var. Mesanede takılı kalmış, kanser yapabileceği söylenmiş böbrek taşları. Ve bir organda ağrılı eğrilik. ("İlahi ceza" diyenler olmuş.)
Bir de Amerikan hekimlerine görünmeyi düşündüm. Mezunu olduğum üniversitenin oradaki tıp merkezine danıştım, salık verdikleri ürologa gittim.
Ünlü mavi haplar ilk kez o ay piyasaya çıkmıştı. Kritik bölgelerimin sağlık durumunun ve eğrilik sorununun incelenmesine yardımcı olması için doktor bana onlardan bir tane yutturdu.
Etkisini görünce gazetecilik damarım kabardı.
Tamamlayıcı bilgi edinmek için çok şey okudum.
Minicik bir damar genişlemesi konusu olan ereksiyona ilişkin cahilliğin ve abartmalı önyargıların toplumumuzda yol açtığı mutsuzluklara eskiden beri şaşar ve üzülürüm. O yüzden depresyonlar, intiharlar, cinayetler gırla gider.
Türkiye'ye dönünce aklım sıra bilimsel bir rapor yazıp Milliyet'e verdim. Arkadaşlar konuyu süsleyip püsleyip "patlattılar". Yazımı baştan sona okumuş olan tek kişiye rastlamadım bugüne dek. Ama basında ve televizyonda sansasyonel yorumlar yapıldı. Şıppadak ülkenin hapa muhtaç erkekler şahı oldum.
Konuyu kafasına takan pek çok insanımız bana danışmaya başladı. Hâlâ da danışırlar. O açıdan ülkenin nabzını tuttum ve tutuyorum.
***

Bencilce ama akılcı çıkar hesaplarına dayandığı varsayılan kapitalizm neden tökezledi? Finans çevrelerinde "erkekçe" yarış hırsı akla ağır bastı da ondan.
Bir roman önsözünde testosteronun kitle imha silahlarından daha tehlikeli olduğunu yazmam şaka sanılmıştı. Birkaç ay önce SABAH'ta şu başlık yayımlandı:
"Dünyayı Tepeteklak Eden Meğer Testosteronmuş!" İ
ngiltere'nin ağırbaşlı Guardian gazetesinde belirtildiğine göre, "Aşırı rekabetçi erkek dünyasının daha çok kazanmaya kurulu beyinleri fazla risk alıp tepetaklak oluyor, küresel krize de bu yol açıyor" imiş.
Son erkek sağlığı taramamız yalnız fiziksel alanda yapılmış. Keşke ruhsal alanı da kapsasaydı!
Bizde erkeklik sertlik ile eşanlamlıdır. Erkeksen kadınlara egemen, hemcinslerine karşı da dediğim dedik, astığım astık, kestiğim kestik olacaksın.
Şu ara, yani Türkiye'nin bilek güreşçisine değil de satranççıya özellikle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, ülkenin rotasını çizmekte olan erkekler politik liderlik, generallik, emniyetçilik gibi uğraşların sahipleri. Bunların hepsi bizde sertliğe prim veren işlerdir.
Söz konusu kişilerin yakınlarına vatan görevi düşüyor. Lütfen, lütfen etkilerini ruhsal yumuşatma yönünde kullanıp "Önce akıllı insanlık, sonra çetin erkeklik" desinler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN